04 Kasım 2007

Oeh!

Hiç bu kadar uzun süre geçmemişti... Bu kadar zamandır yazmamamın nedeni "Blogger rüzgârının yerine yeni rüzgârlar gelmesi" falan değil, düpedüz "keyifsizlik"...

Halbuki tam da buraya yazılacak o kadar şey geçiyor ki her gün aklımdan. Ama içimden gelmiyor. Zaten hep bu "içimden gelmemeler" yüzünden hayattan müşteki değil miyim sürekli?

Dur

Söylen

Sinirlen

Atalet...

Dur

Söylen

...


"Aman be bari blogu da kapatayım gitsin" gibi bir düşünce de geçmiyor aklımdan hiç. Artık blog, kendimi iyi hissettiğim zamanları bekleyecek.

Sevgiler...

27 Temmuz 2007

Branding / Markalama faciası

Aklım almıyor:

Ülker Golf Hobby Taraftar

Yapmayın gözünüzü seveyim, yapmayın...

Çak bir 'gecikmiş' Vole!

Efes Pilsen'in günler önce tam sayfa gazete ilanını gördüm. Ana metninde şöyle diyor:

"Bir bira istediğinizde masanıza gelen ve aklınızdan geçen neyse, Türkiye'nin birası odur!"

Bakın bira pazarı hakkındaki şu yazımda ne demişim:

"Müşteri "5 bira verir misin?" dediğinde sorgusuz sualsiz Efes veriliyor. (Demek ki piyasanın 'default' birası budur)"

Bira hakkındaki yazımı okursanız bu dediklerim daha manalı gelecektir; Tuborg tarafındaki Vole atağı için de bir çift kelam etmeden geçemeyeceğim:

Ürün piyasaya çıktığında daha şişesini bile elime almadan, tadına bile bakmadan, sadece iletişim biçimini gözleyerek ürünün hedef kitlesi hakkında şöyle bir yorum yapmıştım: "Fanatik gazetesini berberde okuyup haftasonları maça giden muhabbetçi tipler"

Oluşan bu algının nedenleri pek de açıklanabilir değil benim için ama öyle düşündüm nedense...

Aradan aylar geçti ve Vole kendisinin bile beklemediği iyi bir çizgi yakaladı. Sonra anladım: Alt-orta segment tüketici, Efes 'tombul kahverengi'nin karşısına koyabileceği bir şey bulmuştu: Vole

Bunu "Türkiye'nin birası" tombul kahverengi'nin karşısına tek ve güçlü bir amiral gemi Tuborg koyarak yapsalardı geçmişte, ortada yok Pilsener yok Gold olmasaydı falan diyeceğiz ama geçmiştir, mazidir.

Efes'e, marka/pazarlama yöneticilerine ve ajanslarına sevgiler...

BirabanoR'un gaz hali...

Kaynama sona erdi, buharlaşıyorum.

Tatilden döneli de epey oldu; eskiden heyecanımı nasıl da yansıtırmışım blogumda bakıyorum da...

Şimdi ona bile mecalim olmadı.

Sıcak...

Bıktım... Terlemekten.

Yeter...

(Uzun zamandır yazmamama bahane midir? Evet.)

18 Haziran 2007

Hayko N'ettin?

Blogla ilgisiz insert: Son bir kaç gündür sürekli dinliyorum. Takıntı oldu. "Şurası şöyle olsa daha iyi olurdu sanki" tarzı ukalalıklar yapıyorum ama bence gayet nefis olmuş:
Hayko Cepkin
- Tanışma Bitti

Albümü dinledikçe daha çok hoşuma gidiyor.

13 Haziran 2007

Meta Tag'e bak sen!

İsminin burada zikredilmesi uygun olmayacak, sektörden bir arkadaşımız, geçtiğimiz aylarda yine isminin burada zikredilmesi uygun olmayacak bir ajans kurmuştu. Efendim bu ajans, şu sıralar bannerlarına da rastlanabilecek bir advergame / kampanya yapmış, ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak bir marka için.

Ben doğrudan bannera tıklayarak siteye gittim; imza görmeyince kaynak koda baktım da öğrendim kimin yaptığını. Fakat efendim bana ters gelen şu oldu: Koskoca "ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak marka"nın ürününün sitesinin meta tag'ine, "ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak yukarıda bahsi geçen ajans kurmuş arkadaş", adını soyadını yazmış diğer anahtar kelimelerle birlikte...

Belki de onun yaptığı doğru; bilemiyorum. Ama bu zihniyet, hiç bir zaman "kurumsal bir ajans" haline gelememeye neden olabilir diye düşünüyorum. Ha, ben marka olsaydım bu durumdan hiç hoşlanmazdım, o da ayrı konu...

Bu arada, tabi ki sen de tadabilirsin Ayşeciğim.

Olanlar bitenler...

Yine uzun zamandır ilgi gösteremedim, iki kelam edemedim canım blogumda... Zamansızlıktan dem vursam kendimle çelişeceğim, çünkü kısa süre önce şöyle bir düşünce beyan etmiş bir insan evladıyım, tercihler ve öncelikler hususunda...

Son uğrayışımdan bu yana olanlara kısa bir göz atalım:

- Güle Oynaya Online Marketing etkinliğinin ikincisini 29 Mayıs günü Çırağan Sarayı'nda gayet de nefis bir biçimde gerçekleştirdik. 200 civarında katılım oldu, görüş ve yorumlar da sevindirici...

- Lipton'un (sıcak çay) Harikalar Diyarı advergame kampanyasından sonra bu sefer de Ice Tea için hazırladığımız eğlenceli br başka advergame yayına girdi: Red Dive! Katılmak için buradan buyrun. Nefis armağanlar var.

- Becel, Bosch, İş Bankası gibi yeni projelere dair çalışmalar yüzünden mutfaktan duman çıkıyor. Sadece bunlar olsa yine iyi...

- Ben yine meşgul, yine baş kaşıyamaz bir adam durumundayım. Televizyona bile bakamaz oldum, zaten TVC yorumlarımın azalmasından da bellidir zannımca.

- Tatil tarihi de yeri de her bir şeyi de belli ve hazırdır nihayet! 7 Temmuz'dan itibaren iki hafta boyunca su aygırı gibi denizden çıkmama niyetindeyim. (Elem tere fiş kem gözlere şiş!)

- Kronikleşen bel ağrımın lumbagomsu bir rahatsızlık olduğu teşhis ve tespit edildi. Tilcotil, Muscoflex ve B vitamini desteğiyle artık kımıldayabiliyorum. Amma velakin B vitamini lanet bir şey. Kokusu yetmezmiş gibi bir de sanki bana çok lazımmış gibi iştah açıyor (afedersiniz) şerefsiz.

- Doktorun dediğine göre iki küçük azı dişim "ex" olmuş. Önümüzdeki salı günü kökten girip kanırtacak Gökhan Beyciğim. (Diş operasyonlarından nefret ediyorum)

Sanırım bu kadar...

13 Mayıs 2007

Sende tüccar kafası var (?)

Panda reklamı... Sapta "hede" bul, "hede"yi bedava al kampanyası.

Çocuklar Panda'yı (hayvan olan) kaçırıp yetkiliye "kampanya isterüz" diye şantaj yapıyorlar. Blöfleri sayın yetkili tarafından yenilince de keyifle kuruluyorlar; Panda (hayvan) da şantajcıyı şöyle övüyor: "Sende tüccar kafası var"

Neresinden tutsam elimde kalır. Talihsizlik diyelim...

30 Nisan 2007

Bir adam vardı...

30'lu yaşlardaki herkesin hatırlayabileceği bir adam vardı, ya siz hatırlar mısınız?

Esnaftı, memurdu, işçiydi, öğrenciydi. Yeşilçam'daki Münir Özkul'du.


Yaşamında iki büyük kavram vardı: Aile ve onur.


Fabrikasının sahibi milyardere gıpta etmez, aybaşı aldığı maaşla kıt kanaat geçinirken, sıcak yuvasında mutlu olurdu. Katıksız, saf mutluluk.


Onun idealleri vardı.


Milleti yönetenler de kendi gibi olsun yeterdi: Dürüst, adil, çalışkan, Cumhuriyet devrimi ruhunun mirasçısı, evlatlarının geleceğini düşünen, aydınlık, apaydınlık...


O, 'taraf'tı. İdealleri ile örtüşen her kişi ve kurumun tarafındaydı. Cahil olabilirdi belki ama bilinçli ve sorumluydu.


Bir gün, öldü. Cenazesinde herkes hakkını helal etti.


-/-


Aradan 25 yıl geçti. Yeni biriyle tanıştık.


Esnaftı, memurdu, işçiydi, öğrenciydi. Hollywood'taki Van Damme'dı.


Yaşamında iki büyük kavram vardı: Güç ve para.


Televizyonda gördüğü süslü yaşamlara gıpta eder, yaptığı işi küçümser, işine ve kazandığı maaşa lanet ederken hiç bir şekilde mutlu olamazdı. Katıksız, saf bir hasislik.


Onun umutları vardı.


Milleti yönetenler kim olursa olsun önemli değildi; yeter ki köşeyi dönsündü. Hırsız, rüşvetçi, yeşil, siyah fark etmezdi. Ona dokunmayan yılan bin yaşasındı.


O 'taraf'tı. Rakip takım taraftarlarını evire çevire döverdi. Kendi sevdiklerini sevmeyenleri tenhada kıstırası gelirdi. Cahildi ama uyanıktı.


Bir gün öldü. Cenazesinde herkes hakkını helal etti, timsah gözyaşlarıyla.


-/-


Cumhuriyeti seviyorum.


Her toplumun, lâyık olduğu biçimde ve kişilerce yönetilmesine imkân verdiği için cumhuriyeti seviyorum.


25 yıl boyunca, köşeyi dönme telaşına kapılıp yaşadıktan sonra, şimdi meydanlara toplanıp da Kuvayımilliye bayraktarı kesilenler, gerçekte neye lâyık olduklarını düşündüler mi hiç?


Hangisi ideallerinin peşinden koştu?


Hangisi, para ve gücün parıltısına kapılmadan ideallerini savundu?


Kapitalizme, emperyalizme karşı savaşanlar bugün sermayenin hasını yönetiyorlar.


Bugüne kadar neredeydiniz?


Ekranlardan akan suni yaşamlara özendirilirken gençlerimiz, siz neredeydiniz?


"Benim memurum işini bilir" diyerek hırsızlığa, çalıp çırpmaya, düzenbazlığa sevk edilirken halkımız, siz neredeydiniz?


Herkese tek ideal olarak "güç ve para" gösterilirken, okullarda eğitim denen kavram eriyip yok olurken nerelerdeydiniz?


Dağda Mehmet pusuya düşürüldüğünde BBG'ye SMS atan siz değil miydiniz? Ha, yoksa loto mu oynuyordunuz? Zengin koca peşindeydiniz veya...


Memleketin her köşesi bilfiil işgal edilirken neredeydiniz? Her yanımız ekonomik işgal altındayken siz de köşeyi dönüyordunuz değil mi?


Aman size bir şey olmasındı.


Tavşan boku gibi, aman sakın kokmayın, bulaşmayın.


Afedersiniz, özür dilerim.


Damarlarınızda biraz olsun mevcutsa Kemal'in dediği asil kandan, önce lütfen dönüp kendinize bakınız.


Acaba bu yönetimi alın terinizle hak etmiş olmayasınız?



16 Nisan 2007

Ünlüler Genelevi!

'Zap'lamak da artık para etmiyor. Nereye zaplarsan zapla, ünlüdür düşen son damla...

Efendim; özellikle cuma, cumartesi ve pazar günleri ekranlarımızı "ünlüler x" yarışmaları şenlendirmekte.

Büyük mutluluk...

"Patinajjjj, yerler yajjjj" derken sonra bülbül sesleriyle meşke başladılar, sonra raksa, sonra askerliğe, sonunda da sirkimin şovmenliğine... Ne sirkimdirik iş be!

Vallahi ben süper bir format buldum. Buradan format üstadı Osmantan Bey'e çağrımdır, lütfen beni destekleyiniz:

"5 kadın ve 5 erkek ünlü, yine 5 kadın ve 5 erkek 'halktan' yarışmacıyla her hafta eşleşir. Yarışmacılar her hafta, bir tema üzerinde performans sergilerler: Oral, anal, straight, facial, vb. Zerrin Egeliler, Kazım Kartal, Şahin K, Sibel Kekilli ile konuk üyeler Rocco ve Jenna Jameson'dan oluşan jüri, yarışmacıların performanslarını yorumlar ve puanlar. Aynı anda, halkın SMS'leri de İSİM yazılarak 3169'a gönderilmesi suretiyle alınır. Programda, gangbang ve bukkake özel gösterileri de yer alır. Her hafta bir yarışmacı elenir ve ceza olarak anadan üryan halde 24 saat boyunca Eminönü Mısır Çarşısı önünde bağlanarak kaderine terk edilir. Kazanana pilli ve titreşimli altın Priapos heykelciği hediye edilir."

Valla para pul, telif melif istemiyorum. Yeter ki yapılsın.

Halkımız herşeyin en nefisine lâyıktır...