makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şubat 2008

Advergame her zaman en iyi çözüm değildir!

Online dünyada markalarca sıklıkla kullanılan ve önemli pazarlama araçlarından biri olan advergame, özellikle son dönemlerde bilen-bilmeyen herkesin dilinde. Peki nedir bu advergame? Aradığınız ilacı bulduğunuza emin olmadan önce yazımızı okumanızda fayda var...

(Pazarlama Dünyası'nda yayımlanmak üzere hazırladığım yazının tam metnidir)

Önce deşifre:
advertisement (reklam) + game (oyun) = advergame

Şimdi de konunun özüne inmeden önce reklam dünyasına biraz daha yukardan bakıp bazı tespitlerde bulunalım:

Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklam görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır)

Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?

Severek ve isteyerek muhatap olduğumuz söylenemez reklamlarla... Online medyada da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklamsız versiyon’larını özel üyelik paketleriyle satıyor… Peki pazarlama iletişimcileri ne yapacak?

Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”

Online kitle 3+1 temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + mükâfat.

İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olarak sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirdi.

Bu arada 3 + 1 formülünü biraz açayım: 3’lü grup kadayıf, artısı da kaymaktır.

advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir fakat ne her online oyun advergame’dir, ne de her advergame tek başına bir kampanya olabilir.

advergame odaklı bir çözüme ihtiyacınız olduğuna emin misiniz?
Aşağıdaki soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorsanız, doğru tasarlanmış bir advergame sizin markanız için de doğru çözüm olabilir demektir:

- Belirli bir ürün / ürün grubu ya da hizmetin dönemsel iletişimini mi yapmak istiyorsunuz?
- İletişimini yapmayı tasarladığınız ürün / ürün grubu ya da hizmetlere dair doyurucu bilgileri de içinde barındıran, güncel ve günümüz internet dünyasının hem tasarımsal hem de teknolojik anlamda gerisinde kalmayan bir web siteniz var mı?
- Hem geniş kitlelere ulaşmayı, hem ürün / hizmetinizle ilgili akılda kalıcı mesajlar vermeyi, hem de sizinle online dünyada temas kuran kişileri kayıt altına almayı mı istiyorsunuz?
- Kurumunuz, değerli veritabanlarını, izinli pazarlama etik kodu çerçevesinde, çeşitli pazarlama iletişimi çalışmalarında doğru biçimde kullanabilme yeteneğine sahip mi?
- Böyle bir proje için hem prodüksiyon, hem online medya satın alma hem de muhtemel ek hosting & bant genişliği maliyetleri için yeterli bütçeniz var mı?

Diyelim ki hepsine “evet” dediniz ve bu konuda harekete geçtiniz. Fakat hiç bir zaman akıldan çıkmaması gereken şu kontrol listesini göz önünde bulundurmakta fayda var. İşte bir online kampanyanın merkezinde yer alabilecek özelliklere sahip bir advergame’in sahip olması gereken özellikler:

- Görsel anlamda çekici ve beğeni uyandırıcı olmalı
- Kurgusu ne çok zor ne de çok basit olmalı
- Eğlendirmeli
- Uzun sürmemeli
- İletişimi yapılması istenen ürün veya hizmetlerle ilgili deneyim yaşatmalı ve bilgilendirmeli
- Bir üst maddedeki görevi yerine getirirken sıkıcı olmamalı, bunun için yaratıcı yöntemler kullanmalı
- Tüm yönleriyle düşünülmüş bir online kampanyanın merkezinde yer almalı ve online reklamlarla geniş kitlelere duyurulmalı
- İyi tasarlanmış bir veritabanı mimarisine bağlanmış olmalı
- Hedef kitlenizi kendine çekecek ödüllere bağlanmalı
- Güven unsurunu pekiştirmek için ödüllendirme mekanizmalarında ya Milli Piyango İdaresi izni olmalı ya da katılan herkesin faydalanabileceği bir promosyon / ödüllendirme mekanizması olmalı

Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:

Sakın...
- Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın
- Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin
- Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin
- Hiç bir süreci fazla uzatmayın
- Kendinizi tekrarlamayın
- Advergame aracının “siteye basit bir oyun koyup buna bir ödül bağlamaktan” ibaret olmadığını aklınızdan çıkarmayın
- Katılımcılarınızdan elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin

21 Kasım 2007

Ya varsınız, ya yoksunuz...

(Mediathink dergisi için hazırladığım yazının kırpılmamış orijinal versiyonudur)

Internet, pazarlamayı baştan yarattı. Çok değil, pazarlamaya dair 15 yıl önce bildiğimiz çoğu şey bugün doğru değil... Tüm bunların suçlusu(!) ise Internet...

Geçmişten bugüne, hangi kilometretaşları aşıldı, neler yaşandı da bu noktaya gelindi; tüm bunları hep birlikte hatırlamaya çalışmaktan ziyade günümüze ve geleceğe bakarak yorum yapmayı yeğliyorum.

Yine de biraz kıyas yapmakta fayda var: Bundan 10 sene önce web sitesi, tamamen IT işiydi. Neticede işin içinde bilgisayar ve “acayip yazılımlar” vardı. Server, domain, ISP, browser ve saire; yeterince karmaşıktı ve bunu halletse halletse IT departmanları hallerdi. Zaten ne gerek vardı; web sitesi dedikleri, “online kartvizit”ten öte bir şey değildi...

İşte hem dünya hem de Türkiye o günlerden bu günlere geldi... İnternet konusundaki yönetimsel çalışmaların, sırf işin içinde ‘bilgisayar teknolojileri’ olduğu için bilgi işlem departmanlarına devredildiği günler ne mutlu ki artık geride kaldı. Günümüzde markalar, web tabanlı projeleri, ‘entegre pazarlama iletişimi’ çalışmalarının önemli bir parçası olarak görmeyi öğreniyor gibiler…
İnternetin aslında bir ‘pazarlama iletişimi aracı’ olduğunun en sonunda ‘öğrenilmesi’ sayesinde, bu yaklaşım yerini artık doğru yapılanmalara bırakmaya başladı.

Markaların, kendilerine uygun ve doğru bir yapı oluşturabilmeleri için öncelikle İnternet merkezli çalışmalarında nasıl bir strateji uygulanacakları konusunda net kararlar vermeleri gerekiyor. Günümüzde İnternetin sunduğu olanaklarla yapılabilecekler neredeyse sınırsız olduğu için, bu vizyon doğrultusunda çizilecek yön de çok önemli… Bir örnek vermek gerekirse, İnternet yoluyla online olarak ürün ve hizmet satacak bir şirket ile algı yönetimi çerçevesinde markasına değer katacak şık ve bilgi yoğun bir web sitesini tercih eden bir şirketin İnternet yönetimi için kurguladığı organizasyon yapısı, insan kaynağı miktarı ve niteliği hiç kuşkusuz ki aynı olmayacaktır. Bunun da ötesinde, pazarlama iletişiminde İnternet mecrasına verilecek ağırlığın miktarı da bu yönetimi etkileyecek unsurlar arasında bulunuyor.

Nasıl bir organizasyon?
Aslında, İnternetin yanlış bir yapı ve insan kaynağı ile yönetilmesi sorunu, tek başına İnternet kaynaklı bir sorun olarak karşımıza çıkmıyor. Zira, etkili İnternet yönetimi için gereken doğru organizasyon yapısı, diğer iletişim çalışmalarının yönetimini de doğrudan etkiliyor.

Öncelikle, ‘pazarlama iletişimi’ faaliyetlerinin başlı başına bir uzmanlık alanı olduğu gerçeğini kabul ederek yola başlamak gerekiyor. İşte buradan hareketle, şirketlerin iç ve dış müşterileriyle temas kurduğu / çift taraflı etkileşim içine girdiği tüm mecraların ve bu mecralara bağlı çalışmaların tek bir merkezden yönetilmesi gereği ortaya çıkıyor. İşte bu merkez, tamamen ‘pazarlama iletişimi’ odaklı çalışmaları yönetecek bir yapı olarak şekilleniyor.

Yukarıda ‘iç ve dış müşterilere temas edilen her nokta’ diye tabir ettiğimiz ve ‘pazarlama iletişimi’ çerçevesi içine giren alanlara kısaca bir göz gezdirelim:

TV ve radyo reklamları, basılı mecralar için ilan çalışmaları, sponsorluklar, PR çalışmaları, tüm basılı ve görsel –diğer- materyaller, kurum kimliği çalışmaları, bayi dekorasyonu, fuar ve benzeri etkinlikler, POP materyalleri ve tabii ki İnternet!

Pazarlama bakış açısıyla, tek elden İnternet yönetimi
Şimdi de asıl konumuza, yani İnternete odaklanalım… Buraya kadar, hep İnternetin önemli bir pazarlama iletişimi aracı olduğunun altını çizdik. İşte bu nedenle, kurumsal anlamda İnternet yönetiminin, kurumsal pazarlama iletişiminde kullanılan diğer araçlarla birlikte yönetilmesi gerekiyor. Tabii ki, bu konuda yetkin bir insan kaynağı ile…

Şirketlerin büyüklüklerine göre ideal yapı değişiklik gösterebilmekle birlikte, sonuç olarak karşımıza şöyle bir yapı çıkıyor: Şirketin tüm birimleriyle dirsek temasıyla çalışacak merkezi bir pazarlama iletişimi departmanı ve bu departman içinde belli konulardan sorumu birimler... İnternet ve İnternet merkezli interaktif pazarlama çalışmalarının ise, mutlak surette, bu birimlerden birinin tek sorumluluğu olarak tanımlanması gerekiyor.

Günümüzde, bu oluşumun gereğini özümseyen ve benzer organizasyon biçimlerini uygulayan şirketler, interaktif pazarlamadan sorumlu birimlerini e-trade, e-ticaret, e-commerce, e-marketing, e-pazarlama gibi isimlerle adlandırıyorlar. Aslında, şirketlerde yukarıda ifade ettiğimiz bu yapının oluşması bir ‘seçenek’ değil, bir ‘zorunluluk’ gibi görünüyor. Özellikle de İnternet özelinde yapılabilecek çalışmaların kapsamı dikkate alındığında…

Internet mecrasını yönetenler...
Böyle bir yapıda, İnternet ve interaktif mecralardan sorumlu birimin bazı sorumluklarına kısaca bir göz gezdirelim:


» Tüm İnternet odaklı çalışmaları yaratıp uygulayacak ajans(lar) ile ilişkilerin yürütülmesi
» Şirket / markanın web sitesinin iş ve iletişim hedeflerinin belirlenmesi ve bu doğrultuda bir web sitesi hayata geçirilmesi
» Web sitesi yayınının denetimi, yönetimi ve beslenmesi
» Site güncellemeleri ve siteyi besleyecek bilgilerin derlenmesi konusunda kurum içi bilgi akışının sağlanması ve koordinasyonu
» Süregelen iletişim çalışmalarının interaktif mecra için uyarlanması ya da buna paralel yeni konseptler tasarlanması ve uygulanması
» Çeşitli interaktif uygulamalarla birebir pazarlama için hedef kitle verisi toplanması ve CRM veritabanı oluşturulması / yönetimi
» Online medya planlaması
» Sektörün ve rakiplerin İnternet mecrasındaki faaliyetlerinin takibi ve analizi
» Orta ve uzun vadeli İnternet stratejilerinin belirlenmesi
» Performans değerlendirme ve raporlama
» Veritabanı analizi ve hedefe yönelik interaktif birebir pazarlama projelerinin tasarlanması ve uygulanması

Bu departman içinde görevlendirilecek insan kaynağının önemi de unutulmamalı… Bu kaynakların,

» İletişim ve pazarlama alanında donanımı olmalı
» İnternet ve ‘internet kanalıyla kurumsal pazarlama iletişimi’ hakkında bilgi birikimi olmalı
» Bilişim konusundaki değil, iletişim veya pazarlama alanındaki uzmanlıkları öncelikli önemi taşımakla birlikte aynı zamanda internet ve bilgi teknolojileri konusunda da donanımlı kişiler bu pozisyon için daha uygundur.

Online mecra ve yol haritası...
Türkiye, internet kullanıcısı sayısı açısından dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri. 2005 kesin rakamları 16 milyon civarlarındaydı, bugün 20 milyonun üzerinde olduğunu biliyoruz... Penetrasyon ise henüz çeyrek düzeylerinde, bunda da iş yerlerindeki bağlantıların çok çok büyük etkisi var. Bu da iki önemli sonuç doğuruyor: Meşhur “ortadirek” segmentinde ve kırsal hanelerde penetrasyon ülke ortalamasının çok altında, ama iş yerlerindeki erişim yoğunluğu dolayısıyla markaların “ağzını sulandıracak” profilde insanlar online durumda!

Geçtiğimiz aylarda yaptığımız ve interaktif kampanyalara katılmış tüm tekil kişilerin profilini ortaya koyduğumuz araştırmamızda bizim için mutluluk verici, reklamverenler için ise ağız sulandırıcı bir sonuçla karşılaşmıştık. 350 bin kişinin üzerinde bir grup üzerinde yapılan araştırmaya göre bu kitlenin %52’si gibi bir çoğunluğu 25 -35 yaş grubunda yer alıyor. Bu grubunun tam %55'i üniversite mezunu. Kadın oranı ise, inanılmaz biçimde, %52... (Sanılan tam tersidir)


Yukarıda profilini ortaya koymaya çalıştığım bu kitleye erişerek onların satın alma kararlarını etkilemeyi istemeyecek bir marka yoktur diye düşünüyor ve başka bir parametreyi daha kısaca irdelemek istiyorum şimdi de: Etki

Küçük ve keyifli bir test yardımıyla şu ‘etki’ ne derecede güçlüdür kabaca bir bakalım… Yanıtlarken samimi olun ve lütfen meslek erbabı olarak değil, son kullanıcı gibi davranın!

1) Bir markaya ait aşağıdakilerden hangisini bakıp inceleyerek daha çok vakit geçirirsiniz?
a. TV reklamını
b. Gazete / dergi ilanını
c. Açıkhava reklamlarını
d. İnternet sitesini

2) Bir marka / firmanın bir ürün ya da hizmeti hakkında bilgilenmek için ne yaparsınız?
a. Telefon ederim
b. Mektup yollarım
c. İnternet sitesini ziyaret ederim

İlk soruyu d, ikincisini ise c olarak yanıtladıysanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz…

İnterneti doğru konumlandırmak
Etki üzerinde dururken diğer mecralara karşı kılıç kuşanıyor gibi bir izlenim uyandırmışsam emin olun ki niyetim kesinlikle bu değil; ama geleceğim nokta şudur:

“İnternet, entegre pazarlama iletişimi için kullanılması mecburi olan eşit değerdeki mecralardan sadece biridir”

Anlayan çoktan anladı ama işimizi garantiye alıp biraz daha açalım: İletişim stratejileriniz çerçevesinde mesajlarınızı doğru ve etkin biçimde hedef kitlenize iletmek istiyorsanız, gazete, dergi, outdoor, TV, İnternet ve diğer mecraları, kendi doğalarına uygun yöntemlerle ve dengeli bir ağırlıkta kullanmanız gerekir. Bu denge de markaya, ürüne/hizmete göre farklılaşır. Buradaki diğer bir anahtar cümle de şu: “Doğalarına uygun yöntemlerle”

Gazete ve dergiler için hazırladıkları ilanların aynısını yeniden boyutlandırarak portallarla banner olarak veren marka yöneticileri lütfen beni affetsinler; çünkü buna ‘interneti kullanmak’ demek mümkün görünmüyor! İnternetin en etkin biçimde nasıl kullanılabileceği konusu, zaten bizim gibi ajanslardan yardım alınması gereken 10 puanlık uzman sorusudur, ancak ipucu vermeden de edemiyorum: İnternetin sihirli değneğini kullanın: “İnteraktivite”

Zurnanın “zırt”ladığı yer: Bütçeler
Bakınız, uzun uzun araştırmalar ve verilerle can sıkmak istemem ama ülkemizde hâlâ reklam ve pazarlama harcamalarının yüzde 1-2’si gibi bütçelerle online faaliyetlerini yürütmeye çalışıyor markalar. ABD tarafına kafamızı çevirdiğimizde çift haneler görüyoruz.

Hâlâ “deneyelim”, “test edelim”, “durun daha yavaş yavaş”, “mecradan emin değilim”, “ATL mecralardan şaşmam” gibi tereddütleri sürdürenler için yarın çok geç olacak.

Yine ABD merkezli bir araştırmayla sabittir ki, bütçeyi artırmadan sadece online tarafa ayrılan bütçenin oranını artırmak, marka bilinirliğini artırma konusunda öncekine oranla çok daha fazla etki yaratıyor.

Herkes emin olabilir, Türkiye’de internete pazarlama odaklı bakış açısı, bir çok ülkeden daha iyi durumda. Yapılan işlerin kalite düzeyi de dünya kalitesinde; hatta bazı markalarımız için yaptıklarımız, global anlamda best case olarak gösteriliyor. Ama kesin olan bir şey var: Hem daha iyi ve kaliteli online projeler yaratmak, hem de ülkemizde internete çağ atlatmak için markalara büyük görev düşüyor. Lütfen göz ardı etmeyin, kendinize doğru partnerleri seçin ve online operasyonlara akıllı planlamalarla, kabul edilebilir düzeyde bütçeler ayırın...

İşte yol haritası
Online mecrayı diğer mecralarınızla senkronize tutma, vermeniz gereken tüm bilgileri verme, Google’da doğru arama kelimeleriyle kolayca bulunabilme, ziyaretçilerin sizle rahatça iletişim kurabilmelerini sağlama gibi olmazsa olmaz ilk adımları attıktan sonra markalar, online varlığını kullanarak “kendilerini seven, sadık tüketiciler ve marka elçileri yaratma hedefine doğru yürümelidirler. Bu hedefe giden yol uzun ama keyiflidir:

- Hedef kitleyi kendine çek
- Deneyim yaşat
- Karşılıksız faydalar sun
- Onlara her an ulaşabilme yeteneği kazan
- Eğlendir
- Ödüllendir
- Diyalog içinde ol
- Seni şekillendirmelerine izin ver
- Bire bir, fayda sunan, akıllı online pazarlama yöntemleri uygula
- Sadakat sağla, sev, sevil...
- Online mecrada seni koruyup kollayacak, şövalyeliğini yapacak yüzbinlerce savaşçıya sahip ol!

Unutmayın!
Online platformlar, 24 saat açık nöbetçi pazarlama iletişimi pencerenizdir. Orda ne varsa, o sizsiniz. Orada ya varsınız, ya yoksunuz...

Yapın:
- Online stratejileri geliştirir ve bütçeleri tasarlarken online mecrayı da kendi içinde üçe ayırın. Çünkü bunlar gerçekten farklıdır:
Online communication Online marketing Online advertising
- Online mecrada albeniniz olsun. Göze güzel görünün
- Ama sitenize pazarlama aracı gözüyle bakın; sanat eseri ya da teknoloji harikası olarak değil
- Kafa karıştırmayın
- Tasarım ve içeriğinizle algıyı istediğiniz noktalara odaklayın
- Arandığınızda kolayca bulunun
- Ziyaretçilerin sitede kaybolmalarına izin vermeyin
- Dinleyin, anlayın, mutlaka geri dönün
- Ziyaretçilerin online platformlarınıza katkıda bulunmalarına izin verin, hatta teşvik edin
- Onlara iyi vakit geçirtin, eğlendirin
- Ödüllendirin
- Kendilerini değerli hissetmelerini sağlayın

Yapmayın:
- Ziyaretçilere “kişisel bilgilerini isteyen bir canavar” gibi görünmeyin
- Eğlendirme iyi niyetiyle onları aptal yerine koymayın
- Sitenizde her şeyi aynı anda söylemeye ya da her konuya aynı anda yer vermeye yeltenmeyin
- Diğer mecralarla senkronize olmayı, reklâm filminizi siteye upload etmek ya da gazete ilanını JPEG formatında site açılışına pop-up olarak koymak olarak algılamayın
- “İletişim kurayım” heyecanıyla haftada 2-3 kez e-posta yollamaya kalkmayın. Inbox’lara tecavüz etmeyin
- İnsanları ensesinden tutup zorla içeri sokmaktansa, öyle nefis bir çiçek olun ki etrafınıza tam da sizin işinize yarayacak türden arılar doluşsun...

30 Mart 2007

‘Alternatif Mecra’ sıfatından kurtulmak...

Bir sonraki Marketing Türkiye dergisi internet eki için BirabanoR'la yapılan röportajın tam metni...

MT: 2006 yılı, online pazarlama konusunda geçtiğimiz senelere göre daha fazla gelişmelerin yaşandığı, bütçelerin arttığı bir yıl oldu. Siz yaşadığımız gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

FŞ: Evet, mecraya olan inancın artmasıyla birlikte bütçelerde de geçtiğimiz yıllara kıyasla bir artış gerçekleşti. Ancak, doğal olarak, markalar hâlâ temkinli ve yatırım geri dönümünü dikkatle ölçerek hareket etme eğilimindeler. Online mecraya geçtiğimiz yıla oranla daha fazla yatırım yapan markaların 2006 yılında elde ettikleri tatmin edici sonuçlar, 2007 bütçelerine mutlaka olumlu biçimde yansıyacaktır.


MT: Online pazarlamanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

FŞ:
Tek başına, sayfalar dolusu yanıt gerektiren bir soru… Online pazarlama, öylesine büyük bir bütünün parçası ki, geleceği de o bütünü yaratan stratejilerdeki değişimle ilintili. 360 derece pazarlama iletişimi çemberinde ‘online’ın nerede durduğu, hangi hedef kitlelere odaklandığı, hangi mesajları desteklediği, çemberin içinde nasıl bir stratejik rol oynadığı gibi birçok parametre söz konusu. Yeni pazarlamada 10 kişiye birden bağırmaktansa 10 tane 1 kişinin kulağına, onun anlayacağı dilden fısıldamanın önemi de dikkate alındığında, online pazarlamanın geleceğinden ziyade konu, “Pazarlamanın geleceği: Online” haline geliveriyor zaten… Türkiye pazarı için ise sığ ama anlaşılır bir ifadeyle şöyle bir özet yanıt verebilirim: Online mecra ‘alternatif’ sıfatından kurtulduğu anda kendisini bağlayan zincir kopacaktır.


MT: Türkiye ve dünyayı kıyaslayınca nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza?

FŞ:
Hangi kulvarda kıyasladığımıza bağlı… Ülkemizde 16 milyonu aşkın insana ulaşan bir mecra haline gelen internet, erişilen kitle ve bu kitlenin online pazarlamaya verdiği tepki çerçevesinde bakıldığında dünyanın pek çok ülkesinden çok daha verimli ve nispeten bakir bir potansiyele sahip. Bu açıdan dünya ortalamalarının da üstünde olduğumuzu söyleyebiliriz.


Bu potansiyel üzerine, stratejisi iyi geliştirilmiş, iyi düşünülmüş, iyi uygulanmış ve iyi yönetilmiş projeler eklenince, diğer ülkeler için başarı örneği olarak gösterilen online pazarlama uygulamaları ortaya çıkarabiliyoruz. Şubat ayı içinde BSH grubunun Münih’teki merkezinde bir çok ülkenin marka yöneticisine adinteractive olarak hem ‘en iyi uygulama’ olarak projemizi anlatmamız hem de bir online marketing sunumu gerçekleştirmemiz bunun en somut ve gurur verici örneklerinden biri... Bütçeleri ise hiç kıyaslamayalım isterseniz. Ancak küçük birkaç sayı vermeden de edemeyeceğim:

Nisan 2006 yılında yapılan ABD merkezli bir araştırmaya göre online mecraya yaptıkları yatırımı artıran markaların yüzde 31,6’sı, diğer mecralardan online mecraya bütçe kaydırma yolunu seçmiş. Yine ayrı araştırmaya göre online mecrada çeşitli araç ve yöntemlerle iletişim çalışması yapan markaların yüzde 51,4’ünün öncelikli hedefi marka sadakati yaratmak. Türkiye’de ise karar verici üst yönetimleri kolay yoldan ikna etmek için ilk hedef olarak en hızlı biçimde satışa dönecek aktiviteler tercih ediliyor, ki bu da aslında online mecrada izlenilmesi gereken yol haritasında doğru bir sıralama değil.

MT: Web 2.0 online pazarlamayı nasıl etkiliyor?

FŞ:
Sektörde bir ara CRM terimi modaydı, sonra onu advergame takip etti, bu senenin moda terimi de Web 2.0… Söylemesi afili, hele şöyle görkemli cümleler içinde kullanılınca da insanı kompetan havasına sokuyor ama aslında “Hadi anlat bakalım nedir bu web 2.0?” sorusuna altını doldura doldura, adamakıllı yanıt verecek profesyonel sayısı bu ülkede iki elin parmakları toplamını geçmez.

Lafa neden böyle girdim hemen açıklayayım: 80’lerin modası nasıl ki vatkalar, düşük omuzlu ceketler, beyaz spor ayakkabılar gibi bir çok parçanın oluşturduğu bir bütünü temsil ediyorsa, web 2.0 da tasarımsal, teknolojik, yapısal ve sosyo-psikolojik bir çok parçadan oluşan devasa bir bütünü ifade ediyor. Bu nedenle “Siz maalesef 1.0’da kalmışsınız, tez zamanda sizi web 2.0’ın nimetlerinden yararlandırtalım, online ortamda herkesten fersah fersah öne geçin” diyenlerden koşarak uzaklaşmak gerekiyor.

Kişisel kanaatimce Web 2.0 döneminin online pazarlamaya olan en büyük etkisi, online ortamda organik bir gelişim seyreden kolektif zekâların oluşmasıdır. İrili ufaklı toplulukların oluşturduğu bu kolektif zekalar nezdinde marka algısının yönetimi, web 2.0 devrinde online pazarlamanın en önemli mücadele sahası olacaktır.


MT: Reklam verenlerin internete yaklaşımlarında son yıllarda nasıl değişimler gözleniyor?

FŞ:
Markaların internete yaklaşımlarında son yıllarda kendini gösteren en büyük değişim, önyargılı inançsızlığın kırılması bence… 2006 ve 2007 yılları işte bu nedenle online pazarlamanın Türkiye’deki büyüme hızı açısından sektörde hizmet veren ajanslara önemli bir görev yüklüyor: Bu cesareti daha da artıracak sonuçlar elde etmek! Aksi takdirde ilk sorunun yanıtında da ifade ettiğim temkin, online pazarlama alanında bizleri zorlamaya devam edecektir.


MT: Markalar ve reklam verenler Web 2.0 çağındaki gelişmelerden yeterince yararlanabiliyorlar mı? Nasıl daha iyi yararlanabilirler?

FŞ:
Bunun cevabı biraz da az önceki Web 2.0’la ilgili verdiğim yanıtla bağlantılı. Bu bir anlayış ve yaklaşım devrimidir. Bu gelişim ve dönüşümü özümsemesi, anlaması, anlamlandırması ve markalarının lehine doğru strateji ve yaratıcı çözümlerle kullanması gerekenler ise markalardan ziyade sektörün öncü ajanslarıdır bence. Yoksa online pazarlama alanında uzmanlık sahibi ajanslara gerek duyulmazdı, değil mi?


MT: You Tube’lar, Second Life’lar, podcastlar vb. yeni trendlere Türk reklamverenlerin bakış açısı nasıl? Önemlerini görmüş durumdalar mı? Bu gibi yeni uygulamalar, yeni trendleri reklamverenler nasıl kullanmalılar?

FŞ:
Bu konuda yüzeysel de olsa bir kavrayış söz konusu ama markalar ne yapacakları konusunda yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyorlar. Zaten bu bahsettiğiniz şeylerin önemini kavramak için pazarlama dâhisi olmak gerekmiyor; marka yönetimindeki profesyoneller, aktif birer internet kullanıcısı olarak bu etkiyi ister istemez hissediyorlar. Tek sıkıntıları ne yapacaklarını bilememek. YouTube bu konuda iyi bir örnek: Henüz maalesef “Haydi TV reklamımızı YouTube’a koyalım” aşamasındayız. Halbuki orası marka şapkası gösterilmeden gerilla pazarlama alanı olarak kullanılacak, apayrı bir bakış açısıyla çok daha farklı ve yaratıcı çözümler üretilecek bir alan. Bu örnekten hareketle yine aynı şeyi tekrarlamam gerekiyor: Doğru strateji ve uygulamalarla markaları ikna edecek olan bizleriz. Senelerce onları yeterince bütçe ayırmamakla, cesur olmamakla, mecraya inanmamakla itham edip durduk ama bence artık top bizde.

MT: Online ortamda yeni trendler neler? Hangi araçlar, uygulamalar kullanımlarını ve önemlerini artırıyor?

FŞ:
Yıllardır ısrarla altını çizdiğim konuyu bir kez daha tekrarlamam gerekiyor: Büyük futbol takımları birer markadır ve onları karşılıksız seven taraftarları vardır. Hangi sektörden olursa olsun tüm markalar da yaşamak için artık insanlara ‘en iyi ürün bizim ürün’ demektense, bir şekilde kendi taraftarlarını yaratmak zorundadır. Bunu gerçekleştirmek için ise tüketiciye şah damarı kadar yakın olmak, onları son derece iyi biçimde tanımak gerekir. İşte bu imkânı bize sadece online pazarlama sunuyor. Hele Web 2.0 dönüşümünün kendini kuvvetle hissettirdiği bu dönemde…

Soruya bağlarsak, mecradaki gelişmelerin markalar için hem önemli fırsatlar, hem de çok önemli tehditler getirdiğini söyleyebiliriz. Online mecrada marka yönetmek artık çok ama çok daha zor. Markaların bunu tek başlarına yapması imkânsız. Tek başlarına derken online ajanslara gönderme yapmıyorum, açıkça az evvel bahsettiğim ‘taraftarları’ kastediyorum. Markanızla ilgili Google’da bir arama yapın, ilk sayfada çıkan sonuçlardan acaba kaçı sizin kontrolünüzdeki siteleri işaret eder? Hepsini kontrol edemezsiz; ‘etmeliyim’ takıntısı da yaşamayın zaten. Online pazarlamanın yeni mücadelesi de bu: Sizi online mecrada koruyacak, marka/ürün iletişiminizi yapacak neferler yaratmak! İşte önemi artan yegâne konu budur. Bu ana amaca hitap eden, biraz önce bahsettiğim kolektif zekaya sahip sanal organizmaların damarlarında dolaşacak her türlü araç ve uygulama artık çok daha öncelikli ve önemli bence…


MT: Sizce Türkiye’deki online pazarlamada yaratıcılık ne durumda ve yaratıcı işlerin sayısında artma gözlemliyor musunuz?

FŞ:
Genel kanaatin aksine ben tıkanıklık görüyorum. Plak takıldı, birilerinin iğneyi yerinden oynatması gerekiyor. Türkiye’de önemi zaten geç kavranan araç ve yöntemler, sonunda sıklıkla kullanılır hale geldiğinde de etkisini yitiriyor. Advergame kelimesini sektörde ilk kullananlardan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki artık advergame iki yıl önceki kadar etkili bir çözüm değil. Zaten plak da burada takıldı.


Artık yaratıcılık, kullanılan araçların yaratıcı fikri ve uygulama kalitesinden ziyade proje bütününde aranmalı. Problemin çözümü için oluşturulan strateji ne kadar yaratıcı ve zekice, ona bakmak lazım. Bu açıdan bakıldığında her ne kadar sektörde yaratıcı prodüksiyonlara rastlasak da anlatmaya çalıştığım kapsamda gerçekten yaratıcı online pazarlama şaheserlerine pek rastladığımızı söyleyemem maalesef...

MT: Online pazarlama alanında yaşanılan sorunlar, çözümlenmesi gereken problemler var mı? Kimlerin neler yapması gerekiyor?

FŞ:
İş dünyasında ufak da olsa açılan online pazarlama penceresinden dışarı bakıp da yeteri kadar uzağı görememek ve bu yüzden bugünden atılması gereken adımları atmamak en genel sorun gibi görünüyor. Online deyince vizyonu internetle sınırlı tutmak da zaten bu dar bakışın neticesi. Bir ‘ağa’ bağlı her bağımsız birim ‘online’dır ve her şey, kendi kimliğine ve işlevine uygun bir biçimde bir gün mutlaka online olacaktır. Gelecekteki yayın akışı özelleştirebilir ve hane halkı profiline göre belirlenmiş reklamlar / reklam kuşaklarına sahip televizyonlar da online’dır, sürekli meteoroloji sunucusuna bağlanarak hava durumu bilgisi alan ve yağmurlu hava bilgisi aldığında sapı kızaran şemsiye de online’dır, firmware işletim yazılımını otomatik olarak upgrade eden çamaşır makinesi de online’dır, bir reklam ağına bağlı olarak dinamik şekilde yayınladığı reklamı değiştiren billboardlar da online’dır, ve saire...

İçinde bulunduğumuz zamana ve daha somut sorunlara odaklandığımızda da müşteri beklentilerinin online pazarlama yeteneği ve ulaşılan sonuçlar anlamında yeteri kadar karşılanmadığı endişesi taşıdığımı söyleyebilirim. Çünkü işin bütünü, iyi prodüksiyonlar ve hoş uygulamalardan ibaret değil. Gerek marka yöneticileri, gerek markalarla birlikte çalışan ajanslar, gerekse halihazırda kendilerini ‘interaktif ajans’ olarak tanımlayan ajanslar sathında online pazarlama bilgisinin ve bu bilgiyi markalar lehinde doğru kullanma ve kaliteli biçimde uygulama yeteneğinin yaygınlaşması tüm bu sorunları çözecektir.


MT: Bu yıl yaptığınız ve iyi sonuç aldığınız kampanyaların detaylarını ve sonuçlarını paylaşabilir misiniz?

FŞ:
2006 yılı başından bugüne kadar bir çok markamız için çeşitli amaçlarla yola çıkarak hazırladığımız pek çok kampanya gerçekleştirdik. Çoğu markamız için öncelikle daha çok insana ulaşma, ürün/hizmet iletişimi yapma ve ulaşılan kitleyi detaylı bilgileriyle birlikte kayıt altına alma hedeflerine odaklandık. Bir sonraki adım için mutlaka gerekli olan bu faz dahilinde gayet başarılı sonuçlara ulaştık. Markalarımız için gerçekleştirdiğimiz kampanyalar ile 2006 yılında (banner reklam erişimi hariç, direkt temas ile) 400 bini aşkın kişiye ulaştık ve 193.009 yeni kişiyi markalarımız için kayıt altına aldık. Bu kaydın ad, soyad ve e-posta adreslerinden de öte demografik profil ve marka özelindeki tüketim alışkanlıkları / sahiplik gibi konularda derin bilgiler içerdiğini de hatırlatalım.


07 Ocak 2007

E-posta veritabanınızı silin!

Pazarlama danışmanı Bryan Eisenberg'den dikkat çekici bir yaklaşım...

Peki bu uzman, gerçekten ne diyor? İlk ağızdan öğrenmek için buradan buyrun ve "Delete your e-mail list" başlıklı makalenin orijinalini okuyun. (İngilizce gerektirir)

"Benim her hafta/ay e-bülten gönderdiğim bilmem kaç bin kişi var" diyen meslektaşlara duyurulur...

06 Ocak 2007

Prens "içerik" nihayet kral oluyor...

İnternet uzayında küçücük bir gezegen olan şu naçar blogu ziyaret edenlerin nerelerden ve nasıl geldiklerine baktıkça bir kez daha anladım ki "içerik" denen şey nihayet kral oluyor...

Google devrimini kimse azımsayamaz! Çünkü Google, daha önce hiç olmadığı kadar bizi 'aradığımıza' odakladı ve o korkunç büyüklükteki İnternet uzayında bizi aradığımız içerikle kolaylıkla buluşturdu.


İnternette kim daha büyük?

Cevap basit: Bilgi, deneyim ve paylaşım neredeyse, orası büyük!

Bakınız Google o kadar içerik odaklı sonuçlar üretiyor ki, aradığınızı bulduğunuz yerler daha önce hiç görmediğiniz, bilmediğiniz yerler olabiliyor çoğunlukla...


Bu blogtan bir kaç örnek... İşte son 50 ziyaretçimden bazılarını buraya ulaştıran Google sorgulamaları:


(noktasına dokunmadan)


turkcell le ilgili reklam

makale iletişim

turkcell logosunu yok etme

algı yönetimi

sütü seven kamyoncu ekşi sözlük

türkcell le bağlan hayata reklam müziği

kurumsal pazarlama onemi

şirket yönetimi makale

Sırf bu sorgulamalar içinde üç tanesi arama sonunda birinci adres olarak burayı işaret ediyor...

Bloglar yüzyılımızın en önemli iletişim silahlarından biri oldukları kadar, aynı zamanda marka yöneticileri için kontrol altında tutulması neredeyse imkânsız birer saatli bomba durumundalar. Bir markayla ilgili bir şey arıyorsunuz, o markanın kontrolünde bir site neredeyse arama listesinde yok, ilk sonuçlar ise ya bloglar, ya forumlar ya da Ekşi Sözlük gibi platformlar.

İşin önemli bir diğer yanı da, ziyaretçilerin zaten bu tür platformlardaki özgür fikir, bilgi ve deneyimleri tercih ve talep ediyor olması. Yeni nesil arama harikası Google'ın da motivasyonuyla artık gerçekten de parası olanın değil, ilgili içeriğe sahip olanın kral olduğu bir İnternet uzayıyla karşı karşıyayız.

Sektöre de, bu değişen koşullarda durumu lehte kullanmak üzere yeni mesleki bilgiler üretme görevi düşüyor.

Şu anki savunma ve baskın atak silahı Gerilla Pazarlama:

- Kılık değiştir ve aralarına karış

- İstediğin yönde provoke et

Gerilla savaşı süründürür, büyük bir orduya karşı zafer kazandırmaz. Şükür ki şu anda pazarlamacıların karşısında organize bir ordu yok henüz. Şartlar eşit. Ancak yeni pazarlama teorileri üretmeye başladık bile...

Önümüzdeki yıllar ise çok daha zor olacak, emin olun!


Ee, ne diyorduk, içerik kral oluyor değil mi? Demek ki markaların altını - üstünü - sağını - solunu donatma, muharebe cephesini markadan uzakta tutma vaktidir.

Daha açık ve net know-how için lütfen profesyonellere danışın. Her aradığınızı bloglarda bulursanız biz işsiz kalırız değil mi ama?


21 Ocak 2006

İnteraktif İletişim Rehberi – Bölüm I

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Birçok kurum için geçmişte sadece ve sadece ‘online’ bir broşür şeklinde konumlandırılan ve “faaliyet alanım, iletişim bilgilerim, ürün ve hizmetlerim görünsün yeter” beklentisiyle sınırlandırılan internet mecrasının bugün pazarlama iletişiminde sağlayacağı faydalar artık tartışılmaz gerçekler olarak kullanılmaya hazır, bekliyor. Konu, biraz da şu türkünün güftesine benziyor: “Ne duruyorsun, helva yapsana!”

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Daha yazıyı kaleme almadan başlığa “Bölüm – 1” ibaresini yerleştirdim; çünkü gerçekten de temel bilgiler bile olsa aşağıda listelediğim konuları ele almak pek de kısa sürecek bir iş gibi görünmüyor.

İnteraktif yol haritası
Önce yol haritamıza genel hatlarıyla bir göz gezdirelim. Daha sonra tüm bu başlıkları detaylı biçimde inceleyecek ve doğru yöntemleri yaygın yanlışlarla birlikte irdeleyeceğiz.

1) Marka algısına olumlu katkı sağlayacak görsel bir ‘ilk izlenim’ yaratmak
2) Bilgi vermek / Marka mesajlarını iletmek
3) İhtiyaç gidermek / Memnun etmek
4) Hedef kitleyi çekmek
5) Topluluk yaratmak
6) Topluluğu ödüllendirmek ve kendilerini özel hissetmelerini sağlamak
7) Birebir ve akıllı interaktif pazarlama çalışmaları gerçekleştirmek
8) Toplulukla sürekli ve çift taraflı iletişim içinde olmak
9) Topluluğu genişletmek

Bu noktada, karşı cinsin affına sığınarak ‘erkek’ gözüyle bir benzetme yapmak istiyorum. İyi bir web sitesi, güzel, akıllı, müşfik, çekici, hamarat, sosyal ve kadirşinas bir kadın gibidir. “Böyle kadın mı var?” diyen baylar, merak etmeyin; tarife tam anlamıyla uygun bir web sitesi de zaten yok!

Bu metaforu sürdürürsek, ilk inceleyeceğimiz maddenin ‘güzellik’ olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

1) Tasarım: Marka algısına olumlu katkı sağlayan çarpıcı bir ‘ilk izlenim’
Farklı kaynakların farklı tanımları olmakla birlikte ben, marka için en iyi tanımın ‘tüketici üzerinde yaratılmış algılar bütünü’ olduğuna inananlardanım. Ucu tüketiciye değen her şey bu algıyı etkiler: Ürün, hizmet, fiyatlandırma, ambalaj, kalite, çağrı merkezi operatörü, reklâmlar, ilanlar, servis personeli, web sitesi ve daha birçok etmen sayabiliriz. İlkokul matematiği düzeyinde bir mantık yürütsek bile, bu etmenlere aritmetik ortalamalarının altında bir yeni etmen eklenmesinin ortalamayı düşüreceğini açık biçimde görebiliriz.

Şimdi tekrar görsel alımlılık, yani ‘güzellik’ boyutuna geri dönelim. Kanada kaynaklı bir web kullanımı araştırmasının sonuçlarına göre deneklerin yüzde 41,6’sı, olumlu ya da olumsuz biçimde kendilerini ilk olarak etkileyen faktörün tasarım olduğunu belirtmiş.

İşte rehberimizin bu ilk maddesinin anahtar tümcesi: “İlk görüşte aşk

Hepimiz, çevremizde güzel şeyler görmek isteriz. Bu yüzden güzel bir evimiz, bahçemiz, saksımız, çiçeğimiz, güzel mobilyalarımız, hoş tablolarımız olsun diye çabalamaz mıyız? Markayı bir tarafa bıraksak dahi bir web sitesi, ilk kez görüldüğünde bile gözü okşamalı ve beğeni uyandırmalı; yormayan bir ahenk içinde olmalı. Bu, değişmez bir şarttır. Aksi ise felakete atılan ilk adımdır, ne yaparsanız yapın gemiyi batmaktan kurtaramazsınız.

Konunun odağına markayı getirdiğimizde de bu ‘şart’ değişmiyor, hatta web sitesinin önemi biraz daha kendini belli eder hale geliyor. Az önce kullandığım metafor üzerinden bir benzetme daha yapmamı lütfen mazur görünüz:

Markanın outdoor veya TV reklâmını görmek, bir kadınla uzaktan göz göze gelmek gibidir. Markanın web sitesini ziyaret etmek ise onunla baş başa bir yemek yemeye benzer. Markanın ürün / hizmetini birebir tecrübe etmek ise, tahmin edebileceğiniz gibi, onunla ‘birlikte olmak’tır.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Peki ya daha yakından? İşte web sitesi, uzaktan güzel görünmeyeni bile yakından bakınca güzel göstermeli, zaten güzel olanı ise daha da güzelleştirmelidir. Algı yönetimi stratejilerinde web ayağı, markalar için işte bu yüzden ‘normalden fazla’ önem taşır.

“Web sitesi nasıl ‘güzel ve alımlı’ olur?” sorusunu, tasarım duayenleri dururken detaylı biçimde ahkâm keserek yanıtlama cüretini gösterecek değilim; ancak bazı temel noktalara şöyle değinebilirim:

» Marka kurumsal kimliğine uygun olmalı
» Marka, logosuyla siteye hâkim bir noktada, abartılı olmayan bir boyutta konumlanmalı
(çok farklı bir tasarım yaklaşımı olmayan sitelerde bu konuda en doğru yerin sol üst köşe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz)
» Kurumsal kimlikle belirlenmiş renklerden hareketle bir renk ahengi yaratılmalı
» Tasarım geometrisi kolay algılanan, gözü yormayan ve ilgiyi dağıtmayan bir yapıda olmalı
» Önemli temel mesajı etkili bir görsel anlatımla vermeli, aynı anda birden fazla mesajın iletişimini aynı şiddette yapmaktan kaçınmalı
(Farklı farklı köşelerde, farklı farklı ‘yanar-döner’ görsellere veya metinlere eminim siz de rastlamışsınızdır.)
» Site navigasyonunu en iyi hale getirecek tasarım çözümlerini bünyesinde barındırmalı
(Navigasyon tasarımı konusuna rehberimizin ikinci maddesi olan ‘Bilgi Vermek’ bölümünde de değineceğim)
» Yazılanların kolayca okunmasını sağlayacak font, font rengi ve yazı zemini rengi seçimleri yapılmalı
» En önemlisi, hedef kitlenin web sitesini görüntüleyecekleri bilgisayar sistemlerine uygun bir tasarım yapılmalı.

Tasarım konusunda yazılmış ciltlerce kitap olduğu düşünülürse, tabi ki yukarıdakilere yapılacak birçok ekleme olacaktır. Siz de takdir edersiniz ki amacımız bilginin tümünü vermekten ziyade, ufku genişletmek…

Önümüzdeki ay, İnteraktif İletişim Rehberimizin en önemli maddelerinden biri olan ‘bilgi verme ve marka mesajlarını iletme’ konusuna değineceğim. O güne dek hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.



Reklam Dergisi, Sayı 4, Şubat 2006

26 Aralık 2005

advergame de nedir?

Bu bahsi mümkün olduğunca erken bir safhada anlatmam gerektiğine karar verdim, çünkü bu terimle www.saire'de sıkça karşılaşacaksınız. İlk dersimiz, kelime işlem:

advertisement + game = advergame

Bir adım geri gidip bazı tespitlerde bulunalım. Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklâm görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır. Bkz. Doritos, Bkz. Opet ve tabi ki Bkz. Cem Yılmaz)

Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?

Offline ortamda bu sorunu altetme konusundaki net fikirlerimi bir başka sefer dillendireceğim. Şimdi bu noktadan online ortama sıçrayıverelim...

Severek ve isteyerek muhatap olmuyoruz diyorduk reklamlarla değil mi? Online ortamda da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklam göstermeyecekleri' vaadiyle özel üyelik paketleri satıyor… E peki ne yapacağız?

Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”

Online kitle üç artı bir temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + ödüllendirme. İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olacak ve sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirecektir.

Bu arada 3 + 1 formülünü açayım biraz: 3'ün biri kadayıf, artısı da kaymaktır.

advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir.

Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:

  • Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın.
  • Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin.
  • Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin.
  • Hiç bir süreci fazla uzatmayın.
  • Kendinizi tekrarlamayın.
  • Elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin.

24 Aralık 2005

Makale: "İnternet alternatif mecra değil!"

Reklamverenler nezdinde hâlâ aşılamayan bir önyargıyla senelerdir karşı karşıyayız: “İnternet, alternatif mecradır!” Bunun ne denli yanlış ve markalar için ne kadar tehlikeli bir önyargı olduğunu ortaya koymak, bu sektörde faaliyet gösteren ‘interaktif pazarlama iletişimcileri’ için vazgeçilmez bir görev halini alıyor…

İnternet 15 yıldır insanlığın hizmetinde… 1990 yılında Tim Berners-Lee’nin tohumlarını attığı world wide web (www) ve üzerine inşa edilen http platformu, belki de son 20 yılın insanlığı en çok etkileyen buluşu. Bugün bulunduğumuz noktadan bakıldığındaysa görünüm gün gibi ortada: “İnternet, gerçek bir nimet!”

Bugün İnternetin etkilediği geniş alanı daha net biçimde ortaya koymak için 21 Kasım 2005 günü güncellenmiş bir istatistiği sizlerle paylaşmak isterim:



Yüzde 411’lik müthiş büyüme!
Bu tabloyu okumayı ve yorumlamayı sadece iki noktaya dikkatlerinizi çekerek size bırakıyorum: 1 milyara yakın insan online vaziyette ve İnternete erişen kitle çok büyük bir hızla artıyor. Orta ve az gelişmiş bölgelerde ise bu büyüme çok ama çok daha hızlı gerçekleşiyor.

Şimdi dönüp Türkiye’ye bir göz atalım… Yukarıdaki verileri sunan
internetworldstats.com’un en güncel araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin 2005 yılındaki tahmini nüfusu 73.556.173, İnternete erişen kişi sayısı 10.220.000. Bu sayının ülke nüfusuna oranı ise % 13,9 ki bu sayı Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 16 Kasım 2005’te sonuçlarını açıkladığı "Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanımı" istatistiği ile de birebir örtüşüyor.

Tüm bu sayıların yanında en anlamlı olanıysa bence son beş yıldaki büyüme: Tam tamına yüzde 411!

Bu online kitle de kim?
Yine DİE verilerine göre ülkemizde Lise ve dengi okul mezunlarının yaklaşık yüzde 35’i, üniversite ve üzeri eğitim sahibi olanların da yüzde 70’e yakını İnternet kullanıyor. Gayet güzel; isterseniz sinsi araştırmalarımızı biraz daha derinleştirelim ve sadece İnternete erişilenleri değil, içlerinden en aktif ve katılımcı olanların da kimler olduğunu sorgulayalım:

Geçtiğimiz aylarda yaptığımız ve interaktif kampanyalara katılmış tüm tekil kişilerin profilini ortaya koyduğumuz araştırmamızda bizim için mutluluk verici, reklamverenler için ise ağız sulandırıcı bir sonuçla karşılaşmıştık. 91 bin 443 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre bu kitlenin %55,41 gibi bir çoğunluğu 25 -35 yaş grubunda yer alıyor. İkinci en büyük grup ise %21,58'lik bir oranla 35 - 50 yaş grubu... Araştırma grubunun tam %57,15'i üniversite mezunu. Lisansüstü eğitime sahip olanların oranı ise başka mecralarla ulaşılabilen kitlelere göre çok yüksek bir oran: %9,18. Bu katılımcı online kitle %52,49 - %47,51 oranlarıyla kadın - erkek yoğunluğu açısından dengeli bir topluluk. Medeni durumda da aynı denge görülüyor: %51,96 Evli, %48,04 bekâr. %59,34'ü İstanbul'da yaşıyor, İstanbul'u %17,22 ile Ankara ve %10,85 ile İzmir şehirleri izliyor.

Kitle tamam, peki ya etki?
Yukarıda net bir profilini ortaya koymaya çalıştığım bu kitleye erişerek onların satın alma kararlarını etkilemeyi istemeyecek bir marka yoktur diye düşünüyor ve başka bir parametreyi daha kısaca irdelemek istiyorum şimdi de: Etki

Küçük ve keyifli bir test yardımıyla şu ‘etki’ ne derecede güçlüdür kabaca bir bakalım… Yanıtlarken samimi olun ve lütfen meslek erbabı olarak değil, son kullanıcı gibi davranın!

1) Bir markaya ait aşağıdakilerden hangisini bakıp inceleyerek daha çok vakit geçirirsiniz?
a. TV reklamını
b. Gazete / dergi ilanını
c. Açıkhava reklamlarını
d. İnternet sitesini

2) Bir marka / firmanın bir ürün ya da hizmeti hakkında bilgilenmek için ne yaparsınız?
a. Telefon ederim
b. Mektup yollarım
c. İnternet sitesini ziyaret ederim

İlk soruyu d, ikincisini ise c olarak yanıtladıysanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz…

İnterneti doğru konumlandırmak
Etki üzerinde dururken diğer mecralara karşı kılıç kuşanıyor gibi bir izlenim uyandırmışsam emin olun ki niyetim kesinlikle bu değil; ama geleceğim nokta şudur:

“İnternet, entegre pazarlama iletişimi için kullanılması mecburi olan eşit değerdeki mecralardan sadece biridir”

Anlayan çoktan anladı ama işimizi garantiye alıp biraz daha açalım: İletişim stratejileriniz çerçevesinde mesajlarınızı doğru ve etkin biçimde hedef kitlenize iletmek istiyorsanız, gazete, dergi, outdoor, TV, İnternet ve diğer mecraları, kendi doğalarına uygun yöntemlerle ve dengeli bir ağırlıkta kullanmanız gerekir. Bu denge de markaya, ürüne/hizmete göre farklılaşır. Buradaki diğer bir anahtar cümle de şu: “Doğalarına uygun yöntemlerle”

Gazete ve dergiler için hazırladıkları ilanların aynısını yeniden boyutlandırarak portallarla banner olarak veren marka yöneticileri lütfen beni affetsinler; çünkü buna ‘interneti kullanmak’ demek mümkün görünmüyor! İnternetin en etkin biçimde nasıl kullanılabileceği konusunu önümüzdeki haftaya bırakıyor ama ipucunu da vermeden edemiyorum: İnternetin sihirli değneğini kullanın: “İnteraktivite”

Doğal akışıyla şekillenen ve değişen günümüz reklam sektörü içinde tek bir kişinin ‘çığırtkanlığı’ İnternetin “alternatif bir mecra” olarak görülme sorununu tabi ki çözemeyecektir, ancak aranızdan bir kişinin bile bu satırları okuduktan sonra yazının başlığını anlamlandırabilmiş olması benim için mutluluk kaynağı olacaktır.

Önümüzdeki ay tekrar buluşmak ümidiyle,


Reklam Dergisi, Sayı:3, Ocak 06

Makale: "Şirketler web yönetimini öğreniyor"

İnternet konusundaki yönetimsel çalışmaların, sırf işin içinde ‘bilgisayar teknolojileri’ olduğu için bilgi işlem departmanlarına devredildiği günler ne mutlu ki artık geride kalıyor. Günümüzde şirketler, web tabanlı projeleri, ‘entegre pazarlama iletişimi’ çalışmalarının önemli bir parçası olarak görmeyi öğreniyor gibiler…

Gerçekten de, neredeyse birkaç yıl öncesine kadar ülkemizde İnternet, tamamen bilgisayar uzmanlığı gerektiren bir alan olarak değerlendiriliyor ve şirketler, İnternet tabanlı çalışmalarını bilgisayar teknolojileri ile ilgili departmanlarının gözetiminde sürdürüyorlardı. İnternetin aslında bir ‘pazarlama iletişimi aracı’ olduğunun en sonunda ‘öğrenilmesi’ sayesinde, bu yaklaşım yerini artık doğru yapılanmalara bırakmaya başladı.

İnternet mecrasının konumlandırılması

Şirketlerin, kendilerine uygun ve doğru bir yapı oluşturabilmeleri için öncelikle İnternet merkezli çalışmalarında nasıl bir strateji uygulanacakları konusunda net kararlar vermeleri gerekiyor. Günümüzde İnternetin sunduğu olanaklarla yapılabilecekler neredeyse sınırsız olduğu için, bu vizyon doğrultusunda çizilecek yön de çok önemli… Bir örnek vermek gerekirse, İnternet yoluyla online olarak ürün ve hizmet satacak bir şirket ile algı yönetimi çerçevesinde markasına değer katacak şık ve bilgi yoğun bir web sitesini tercih eden bir şirketin İnternet yönetimi için kurguladığı organizasyon yapısı, insan kaynağı miktarı ve niteliği hiç kuşkusuz ki aynı olmayacaktır. Bunun da ötesinde, pazarlama iletişiminde İnternet mecrasına verilecek ağırlığın miktarı da bu yönetimi etkileyecek unsurlar arasında bulunuyor.

Nasıl bir organizasyon?
Aslında, İnternetin yanlış bir yapı ve insan kaynağı ile yönetilmesi sorunu, tek başına İnternet kaynaklı bir sorun olarak karşımıza çıkmıyor. Zira, etkili İnternet yönetimi için gereken doğru organizasyon yapısı, diğer iletişim çalışmalarının yönetimini de doğrudan etkiliyor.

Öncelikle, ‘pazarlama iletişimi’ faaliyetlerinin başlı başına bir uzmanlık alanı olduğu gerçeğini kabul ederek yola başlamak gerekiyor. İşte buradan hareketle, şirketlerin iç ve dış müşterileriyle temas kurduğu / çift taraflı etkileşim içine girdiği tüm mecraların ve bu mecralara bağlı çalışmaların tek bir merkezden yönetilmesi gereği ortaya çıkıyor. İşte bu merkez, tamamen ‘kurumsal pazarlama iletişimi’ odaklı çalışmaları yönetecek bir yapı olarak şekilleniyor.

Yukarıda ‘iç ve dış müşterilere temas edilen her nokta’ diye tabir ettiğimiz ve ‘kurumsal iletişim’ çerçevesi içine giren alanlara kısaca bir göz gezdirelim:

TV ve radyo reklamları, basılı mecralar için ilan çalışmaları, sponsorluklar, PR çalışmaları, tüm basılı ve görsel –diğer- materyaller, kurum kimliği çalışmaları, bayi dekorasyonu, fuar ve benzeri etkinlikler, POP materyalleri ve tabii ki İnternet!

Tek elden İnternet yönetimi
Şimdi de asıl konumuza, yani İnternete odaklanalım… Buraya kadar, hep İnternetin önemli bir pazarlama iletişimi aracı olduğunun altını çizdik. İşte bu nedenle, kurumsal anlamda İnternet yönetiminin, kurumsal pazarlama iletişiminde kullanılan diğer araçlarla birlikte yönetilmesi gerekiyor. Tabii ki, bu konuda yetkin bir insan kaynağı ile…

Şirketlerin büyüklüklerine göre ideal yapı değişiklik gösterebilmekle birlikte, sonuç olarak karşımıza şöyle bir yapı çıkıyor: Şirketin özellikle pazarlama birimi olmak üzere tüm birimleriyle dirsek temasıyla çalışacak merkezi bir kurumsal pazarlama iletişimi departmanı ve bu departman içinde belli konulardan sorumu birimler. İnternet ve İnternet merkezli interaktif pazarlama çalışmalarının ise, mutlak surette, bu birimlerden birisinin tek sorumluluğu olarak tanımlanması gerekiyor.

Günümüzde, bu oluşumun gereğini özümseyen ve benzer organizasyon biçimlerini uygulayan şirketler, interaktif pazarlamadan sorumlu birimlerini e-trade, e-ticaret, e-commerce, e-marketing, e-pazarlama gibi isimlerle adlandırıyorlar

Aslında, şirketlerde yukarıda ifade ettiğimiz bu yapının oluşması bir ‘seçenek’ değil, bir ‘zorunluluk’ gibi görünüyor. Özellikle de İnternet özelinde yapılabilecek çalışmaların kapsamı dikkate alındığında…

Böyle bir yapıda, İnternet ve interaktif mecralardan sorumlu birimin bazı sorumluklarına kısaca bir göz gezdirelim:

» Tüm İnternet odaklı çalışmaları yaratıp uygulayacak ajans(lar) ile ilişkilerin yürütülmesi
» Şirket / markanın web sitesinin iş ve iletişim hedeflerinin belirlenmesi ve bu doğrultuda bir web sitesi hayata geçirilmesi
» Web sitesi yayınının denetimi, yönetimi ve beslenmesi
» Site güncellemeleri ve siteyi besleyecek bilgilerin derlenmesi konusunda kurum içi bilgi akışının sağlanması ve koordinasyonu
» Süregelen iletişim çalışmalarının interaktif mecra için uyarlanması ya da buna paralel yeni konseptler tasarlanması ve uygulanması
» Çeşitli interaktif uygulamalarla birebir pazarlama için hedef kitle verisi toplanması ve CRM veritabanı oluşturulması / yönetimi
» Online medya planlaması
» Sektörün ve rakiplerin İnternet mecrasındaki faaliyetlerinin takibi ve analizi
» Orta ve uzun vadeli İnternet stratejilerinin belirlenmesi
» Performans değerlendirme ve raporlama
» Veritabanı analizi ve hedefe yönelik interaktif birebir pazarlama projelerinin tasarlanması ve uygulanması

Bu departman içinde görevlendirilecek insan kaynağının önemi de unutulmamalı… Bu kaynakların,

» İletişim ve pazarlama alanında donanımı olmalı
» İnternet ve ‘internet kanalıyla kurumsal pazarlama iletişimi’ hakkında bilgi birikimi olmalı
» Bilişim konusundaki değil, iletişim veya pazarlama alanındaki uzmanlıkları öncelikli önemi taşımakla birlikte aynı zamanda internet ve bilgi teknolojileri konusunda da donanımlı kişiler bu pozisyon için daha uygundur.

Sizce de geleceğin dev mecrası İnternet, kendine özel bir kurumsal yönetim biçimini hak etmiyor mu?

Reklam Dergisi, Sayı:2 Aralık 05