16 Aralık 2006

Bu ne acaba? » Profilo


İtiraf etmem gerekir ki şu advergame hususunda en erken ikna ettiğimiz markalardandır Profilo... Bu sayede de inanılmaz bir veritabanına sahip ve her bir üyesinin evindeki beyaz eşyaların markasından, kaç yıllık olduğuna kadar bilgi sahibi...

Efendim işte Profilo'nun yılbaşı kampanyası "bu ne acaba?" Zamana karşı yarışıyor ve ekrana çizilen şeyin ne olduğunu hem en hızlı şekilde, hem de en az hata yaparak bulmaya çalışıyorsunuz...


Buraya da burdan gidilebilir efendim: www.profilo.com.tr

BoschEvi'nde son sır...

Bosch Ev Aletleri için yaklaşık 2 yıl önce yarattığımız BoschEvi'ndeki, bu versiyona ait belki de son macera yayında!

Marka ürün gamını hayatın içine sokmak ve daha keyifli bir yolla ürün iletişimi yapmayı amaçladığımız BoschEvi, her yıl çeşitli dönemlerde ödüllü kampanyalara ev sahipliği yapıyor. Yılbaşı dönemi için yarattığımız advergame kurgusu bu kez daha heyecanlı ve üstelik ödülleri de çok
büyük...

Hem eğlenmek hem de ödül ka
zanmak için böyle buyrun: www.boschevaletleri.com

14 Aralık 2006

Lipton Ice Board zamanı!

Lipton Ice Tea için hazırladığımız eğlencelik yılbaşı advergame'i Lipton Ice Board yayında... Ice Tea kutularıyla snowboard yaptığımız oyunda amaç en yüksek puanı toplayarak Uludağ tatili kazanabilmek! Hediyeyi bir kenara bırakın, sadece keyifli vakit geçirmek için bile gayet nefis bir oyun.

Bekleriz efendim:
www.liptonicetea.com.tr


11 Aralık 2006

"...mı ye fener" vs. "bana kitap al"

YouTube kaynaklı video viral-delilikleri her yanı sarıyor. Fazla değil, bir kaç yıl önce, görsel içeriği bırakın, özgün metin bile oluşturmayan Türk internet kullanıcıları, bloglardan sonra yavaş yavaş bu video hadisesine de sarmaya başladı.

FB, GS, BJK taraftar geyikleri gırla gidiyor. Bir "*araamı ye fener" dalgası var ki her delikanlı arkadaş grubu bir versiyon yapıp atmış YouTube'a...

Light Fenerli olsam da benim en sevdiğim "tenor" versiyonu ahanda burada.


Diğer yandan, yaratıcı başka hadiseler var ki, biri zaten çoktan patladı: "Bana kitap al" ve "Sütü seven kamyoncu"


Bana kitap al | Sütü seven kamyoncu

Ülkemiz kolay tüketilecek geçici şöhretlere bayılır; emin olun yakında bir stand-up'çı veya akıllara zarar bir şarkıcı(!) da patlar buradan yakında...

Ha, bu viral videoların pazarlama iletişiminde kullanılması da diğer bir mühim hadise... İşte henüz bu konuda içerik üretemiyoruz. Ama az kaldı, ona da sıra geliyor...

Advergame sonunda Türkiye'de de "trend" oldu...

"Hem reklam, hem oyun: Advergame
Yepyeni bir pazarlama ve reklam yöntemi Advergame. Reklamı yapılacak ürün için bilgisayar oyunu hazırlanıyor, internetten kullanıma sunuluyor. Şirketler oyunlu reklamlar sayesinde milyonlarca tüketiciye eğlenceli bir yoldan ulaşıyor. Oyunun keyfini çıkarırken markayla bağ kurması sağlanıyor."
10.12.2006, Hürriyet Pazar | » tüm yazı

BirabanoR'un notu: Müşterilerine "advergame" diyen ilklerden biri olarak yorumum şudur: Bu haber, yaratıcı reklam ve pazarlama çözümleri geliştiren beyinler için tehlike sinyalidir. Tez elden upgrade vaktidir.

Who do you want to play with?

Apple'ın kendini genç ve yenilikçi olarak konumladığı şu ilâna


Vaio'nun verdiği ilginç cevaba bakınız:


24 Ekim 2006

Kaliteli insan kaynağı sorunsalı

Günümüz Türkiye'sinde insan kaynakları açısından hep iki temel sorun görürüm:

1) İnsanlar, sahip oldukları pozisyonun hakkını verecek yeterlilikte değillerdir
2) Üstüne üstlük bir de memnun değillerdir

Memnuniyetsiz nedenleri de ikidir:

1) Çok çalışıyorlardır (yüzde 60 verimlilik bile çoktur bu kitleye göre; sıkılmaya gelmezler zira)
2) Maaş (onlara göre) azdır

Bakınız size İK hususundaki tespitlerimin bir kısmına örnek olacak capcanlı bir hadise. Olay cember.net forumlarında geçiyor. Yardım ricası şu (noktasına dahi dokunmuyorum):

"merhaba, arkadaşlar,eşimin işe alınma sürecindeyiz.Fakat önümüzdeki 12 ay için marketing plan istediler.sektör emlak satışı.Bir irlanda firması ve bodrum ofis için. Marketing plan nasıl yazılır,bu konuyla ilgili desteklerinizi acilen bekliyoruz. İyi bayramlar!"

Buyrun buradan yakın!


Sen bunu yapamıyorsun ama işe talipsin hâlâ utanmadan!

İşte durum budur.

Çevrenize bakın, ne yapıp edip o pozisyona kurulmuş en az 2-3 kişi göreceksiniz...

Halimiz duman aman....

18 Ekim 2006

Konumlama...

Bugünkü bir müşteri toplantısında yine "ya ben yanlış biliyorum, ya onlar" zannına kapıldım. Marka telaffuz etmeden anlatmak zorundayım:

Müşterim B markası...

  • Hızlı Tüketim sektöründe A markası kendi kategorisinin lideri. B ise ikinci.
  • A markasının lokomotif ürünü açık farkla önde.
  • B markasının, A markasının lokomotif ürününün tam karşısına konumlayabildiği bir ürünü yok. Oraya konabilecek iki ürünü var ve ikisinin de hedef kitlesini ayrı tutuyorlar. Aslında, hele bunlardan biri kesinlikle tam karşısına oturuyor. (-ki uzun yıllar önce zaten misler gibi öyleydi)
  • Pazar bu yıl küçülmüş.
  • B markası 3 yeni ürün çıkarıyor; üçü de A markasının lokomotif ürününün karşısında değil. Bu üç üründen biri ise gecikmiş bir "ben de ben de! (me too)" ürünü. Diğer ikisi ise "mass" olamayacak esvafta, alt ürünler :) Amaç bu kez "me first"

Ben olsam, ilk yapacağım hamle, A'nın karşısına koyabileceğim sağlam bir ürün yaratmak için az önce bahsettiğim iki ürünü tek şapkanın altına sokup, tek bir güçlü amiral gemisi yaratmak olurdu. Yerli ve yabancı pazarı koklayarak "me first" peşinde koşar, gerekirse "me too"lara da hayır demezdim tabi.

Yaşanan durumu örnekleyeyim de biraz daha netleşsin hadise:

Bakkala gidip ürünü istediğinizde bakkal "A mı B mi?" diyor. A derseniz çıkarıp veriyor, B derseniz "Peki hangisi?" diyor.

Ne düşündüğümü ve neyi, niye anlayamadığımı biraz olsun anlatabildim değil mi?

16 Ekim 2006

Bilgi...

Her gün onbinlerce kişinin ziyaret ettiği sitelerin yaratıldığı mutfakta yer alan biri için bunu şaşırtıcı bulmak asıl "şaşırtıcı" olan ama kendi kendimi tatmin için oluşturduğum wwwsaire'nin günde ortalama 30 kişi tarafından ziyaret edilmesi (son 1 hafta) hakikaten sürpriz oldu benim için. Tokat etkisi yarattı hatta; artık çok daha yakından ilgilenmeye çalışacağım burayla...

Bir kişinin bile "a burda güzel şeyler yazıyormuş" demesi büyük mutluluk. Teşekkürler...

07 Ekim 2006

Bu yük çok büyük

"Öyle büyük bir yük ki, bu yük çok büyük..."

Müziği, metni, prodüksiyonu harika... Ama kimin reklamı acaba; kaç kişi izledikten sonra hatırlıyor?

Güzel ama marka vurgusu açısından sorunlu bir TVC bence; paylaşmadan edemedim...

Marketingist - Online Marketing

Kendime de, bilgime de övücü sıfatlar eklemeyi sevmem. Hayatta çok şey kaybetmiş olabilirim bu yüzden lâkin Marketingist fuarı kapsamında yaptığım sunumdan bahsetmezsem de sanırım eşeklik olur.

Normal olarak bu etkinliği önceden buraya yazmam, paylaşmam gerekirdi, okuyup da "of" diyen olursa özür dilerim.

Fuar kapsamında düzenlediğimiz "Güle Oynaya Online Marketing" adlı forumda, online iletişim ve pazarlama çatısı altında bir çok faydalı bilgi paylaştık; belki de bir eğitim yılına yayılabilecek konuları 3 saate 'zipledik'...

Sadece davetlilerin katılabildiği foruma ilgi çoktu, zaman ve mekan dardı, fuar uzaktaydı...

Kasım ayında kendi imkânlarımızla, daha merkezi bir noktada, daha geniş bir zamanda bu "eğitimimsi" forumu tekrarlıyoruz.

İçeriği övmeyeyim ama bu konuda ufkunu genişletmek isteyenler için çok faydalı olabileceğini belirtmeliyim.

Kasım ayında yapılacak etkinlik için önümüzdeki günlerde adinteractive'in sitesini ziyaret edebilir ve ön rezervasyonunuzu yaptırabilirsiniz.

10 Eylül 2006

Havalar nasıl?

Devlet kurumlarında da basit de olsa faydalı masaüstü yazılımları yazan tipler varmış meğer...

Havalar nasıl diye merak edenlere, Google Desktop ve weather 'gadget' yüklemeyenlere, 'yerli malı yurdun malı' diyenlere buyrun hava durumu şeysi:

http://www.meteor.gov.tr/2006/meteor/ahs.aspx

Buradan bakın, inceleyin, indirin, kurun...

Ne diyordu zamanında o sarışın kardeş? Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun!

31 Ağustos 2006

Reklamcılık hakkında...

Bakınız reklamcılık hakkında iş güç sahibi profesyoneller neler düşünüyor? Benim de dayanamayıp dahil olduğum cember.net forum başlığına buradan buyrun, ibret alın.

İşimiz zor...

28 Ağustos 2006

Aklını uçkuruyla bozanlara Google kazığı

Efendim; bir gün yok ki Google yeni bir "zamazingo mon amour" çıkarmasın! Birazdan bahsedeceğim özellik uzunca bir zamandır var ama ben ilk kez kurcalıyorum.

http://www.google.com/trends adresinde yaptığınız aramaların sonucunda şu sorunun yanıtını buluyorsunuz: Bu kelimeler dünyanın neresinden en çok aranıyor?

Sonuçlar ise ilginç. Nasıl mı?

Örneğin "sex" kelimesi... Bu kelimeyi en çok 'google'latanların listesinde 6. sırada İzmir, 7. sırada Ankara, 8. sırada da İstanbul var! Dünya çapındaki bir listede ilk 10 içinde tam 3 şehrimiz var.

Gururlandım çok...


İlk beşi merak ettiyseniz; birinci Kahire (Mısır), geri kalan 4 ise Hindistan kentleri...

Rahat rahat internette sex aratmadılar... Rezil ettiler bizi cümle aleme. Kahrol emi sen Google!

:)

Altın Örümcek başlıyor...

Internet mecrasındaki iyi projeleri ödüllendiren ülkemizin tek ciddi yarışması Altın Örümcek, bu yıl geç de olsa başlıyor...

Genişleyen jürisi (ben de katılınca iyice genişledi), daha kapsamlı inceleme kriterleri, halkoyu uygulaması ve daha pek çok gelişmeyle gerçekleşecek Altın Örümcek 2006 için başvurular, son planlara göre 20 Eylül - 31 Aralık 2006 tarihleri arasında yapılabilecek.

Ödül töreninin ise 2007 yılı Ocak ayı içinde gerçekleştirilmesi düşünülüyor.

Güncel bilgiler geldikçe ileteceğim.

25 Ağustos 2006

Lovemark

Bilen bilir. Bir-iki kişi bilir ama bilir...

3 bin yıl önce dile gelmiş bir felsefe de olsa, yeni ortaya atılan bir teori de olsa, okuyarak öğrenmeden evvel onları kendi aklımla bulmayı severim.

Ha, çaba harcamam bunun için ama örneklerine rastgeldikçe 'onlar gibi bir insan olduğumu' doğrular gibi olurum. Sadece düşünen, sadece düşünerek doğruları bulabilen...

"Ne alaka?" noktasına getirtmeden anlatayım:

Neredeyse 2 yıldır çeşitli yerlerde kendi kendime çırpınır dururum. Bir sürü forumda da yazdım, sağda solda çıkan bazı yazılarımda da anlattım. Yine 'yardım almadan' ürettiğim bir teoriydi bu. Şuydu:

Bir tüketiciye, x markasını niye tercih ettiğini sorduğunuzda, somut bir yanıt yerine sadece "bilmem, seviyorum" yanıtını duyduğunuzda, olay bitmiştir!"

Buyrun bakın. Teorim sağlam baş vermiş:

http://www.kapital.com.tr/forum/tr/

Benim ise başka dertlerim var. Evet evet; konuyla ilgili...

Buradan buyrun...

29 Temmuz 2006

Güzel işe ne denir?

Tatildeydim. Evet evet... Bu blogla ilgisi yok, merak eden manyaklar buraya.

Konumuz Turkcell; dersimiz slogan yaratımı:

Öyle güzel bir slogan bulmuş ki kardeşlerimiz; hem hedefe uygun, hem de Türkçe'nin nimetlerinden faydalanıyor. Cingıla da gelir her yola gelir vallahi billahi.

Kelimelerin yerini ne kadar değiştirirseniz değiştirin sorun olmuyor:

3! diyelim ve sıralayalım:

Turkcell'le hayata bağlan

Turkcell'le bağlan hayata

Bağlan hayata Turkcell'le

Bağlan Turkcell'le hayata

Hayata Turkcell'le bağlan

Hayata bağlan Turkcell'le



Bu kadar mı olur be ya.

Tebrik ediyoruz muhataplarını. Kim duyacaksa?


07 Haziran 2006

Puma'dan Nike'a gol: Büyük iletişim felaketi!

Ne zamandır aklımda, yazmaya fırsat bulamadım. Hikâye çok kısa ve çarpıcı:

Televizyon Makinası programına Joga Bonito organizasyonu ile ilgili yabancı konuklar teşrif ediyorlar. "Aman da şöyle güzel, böyle hoş" diye ayaküstü sohbet ediyorlar. Bir de ne görelim! Konuğumuzun ayağındaki ayakkabılar Puma!

Bunu gören Puma marka sorumluları nasıl da keyif almışlardır! Peki ya Nike bu kazaya nasıl izin vermiş, bu insanları nasıl böyle kontrolsüz bırakmış, akıl alacak iş değil!

EDİT / ÖNEMLİ: Puma.com.tr adresine girmeye çalıştığımda -ki muhtemelen bu domain şu anda marka kontrolü dışında- otomatik olarak bir virüslü dosya tetikleniyor. Güncel bir antivirüs yazılımım olmasa şu anda durumum berbat olabilirdi. Sakın girmeyin; ilgilileri bir şekilde uyarmaya çalışacağım.

26 Mayıs 2006

Coca Cola: Güzeli, berbat etmek!

Sektör safsatası: Ne kadar çok görünürsen, o kadar etkili olur!

Külliyen yalan! Bakınız taze bir örnek:

Coca Cola, çok da güzel bir hazırlıkla yaz kampanyasına başladı: "Tadında Hayat"

Reklam filminden grafik çalışmalarına kadar çok güzel bir çizgi ve konsept. Ajansa da markaya da bu iş için alkış gerekiyor. Ama aması var; evet...

Tadında Hayat'ın tadını kaçırdılar.

Her kuşakta aynı TVC.

Her yerde, her an...

İlk seyreden herkesin tepkisi aynıydı: "Ne güzel!"

Fazla değil, bir hafta sonra şartlar değişti: "Gına geldi!"

Medya ve aracı ajanslar daha çok kazansın diye uydurulan yalanlar gün gelecek ortaya çıkacak ve reklamverenler de -umarım- akıllanacak...

09 Mayıs 2006

Personal Update

--click here--

;-)

27 Mart 2006

temporarily unavailable!

Hayatta bazı dönemler olur ve başınızı dahi kaşıyamazsınız.

Bu aralar öyle...

Hem de çok fena vaziyette...

En kısa zamanda dönmeye çalışacağım.

02 Şubat 2006

Konuşacak ve susacak çok şey var...

Siyaset Meydanı'nda tartışma... Konu, magazin gazeteciliği...

Bir tarafta basın, bir tarafta akademisyenler ve ünlü simalar, seyirci olarak da iletişim fakültesi öğrencileri.

10. dakika itibariyle izlemeyi bıraktım. İçim sızladı. Konuşacak ve susacak o kadar çok şey var ki...

Okan Bayülgen anlatmaya çalışıyor. Anlamak niyetinde olan yok ki? Sen kiminle tartışıyorsun? Kime laf anlatma gayretindesin?

Bu millet, bir jenerasyonu kaybetmiş, eğitim kan ağlıyor, siz daha çok sebep ararsınız!

Üniversite mezuniyeti, üzeri imzalı manasız bir kâğıt parçası sahipliğinden ibaret olmuş.

Genel kültür: Sıfır.
Araştırmacılık: Sıfır.
Ahlâkî değerler: Sıfır.
Yazılı ve sözlü olarak düşünce ifade etme kabiliyeti: Sıfır.
Tartışma kabiliyeti: Sıfır.

Akıllarda tek soru: "En kısa yoldan köşeyi nasıl dönerim?"

İçinde bulunduğumuz vahim tabloyu şu anda düzeltmeye karar versek, herşeyiyle mükemmel bir düzen kursak ve hemen bu yönde canla başla çalışmaya başlasak bile neticesini almamız en az 30 sene sürecek, kimse farkında değil!

Okumuşu aslında vasıfsız, okumamışı ise potansiyel suçlu olan bir nüfus geliyor.

Diplomasında yazan branşa dair soru sorduklarım bana boş boş bakıyor...

Geceyarısı penceremden dışarı bakıyorum, ya birileri birilerini dövüyor ya da mahalle içinden 80 km/s hızla bir araç geçiyor...

Hava sıcaklığı sıfır dereceye yakın, TEM gişelerinde 3 küçük çocuk, yalınayak gül satıyor. Fazla değil, 5 metre ötede bir adam "Çocukları sevindirin" diyor; oyuncak satıyor o da...

Ben her gün bunları yaşıyorum, siz "magazin niye böyle" diyorsunuz...

Böyle...

Hayat böyle sürdükçe, böyle...

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...

21 Ocak 2006

İnteraktif İletişim Rehberi – Bölüm I

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Birçok kurum için geçmişte sadece ve sadece ‘online’ bir broşür şeklinde konumlandırılan ve “faaliyet alanım, iletişim bilgilerim, ürün ve hizmetlerim görünsün yeter” beklentisiyle sınırlandırılan internet mecrasının bugün pazarlama iletişiminde sağlayacağı faydalar artık tartışılmaz gerçekler olarak kullanılmaya hazır, bekliyor. Konu, biraz da şu türkünün güftesine benziyor: “Ne duruyorsun, helva yapsana!”

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Daha yazıyı kaleme almadan başlığa “Bölüm – 1” ibaresini yerleştirdim; çünkü gerçekten de temel bilgiler bile olsa aşağıda listelediğim konuları ele almak pek de kısa sürecek bir iş gibi görünmüyor.

İnteraktif yol haritası
Önce yol haritamıza genel hatlarıyla bir göz gezdirelim. Daha sonra tüm bu başlıkları detaylı biçimde inceleyecek ve doğru yöntemleri yaygın yanlışlarla birlikte irdeleyeceğiz.

1) Marka algısına olumlu katkı sağlayacak görsel bir ‘ilk izlenim’ yaratmak
2) Bilgi vermek / Marka mesajlarını iletmek
3) İhtiyaç gidermek / Memnun etmek
4) Hedef kitleyi çekmek
5) Topluluk yaratmak
6) Topluluğu ödüllendirmek ve kendilerini özel hissetmelerini sağlamak
7) Birebir ve akıllı interaktif pazarlama çalışmaları gerçekleştirmek
8) Toplulukla sürekli ve çift taraflı iletişim içinde olmak
9) Topluluğu genişletmek

Bu noktada, karşı cinsin affına sığınarak ‘erkek’ gözüyle bir benzetme yapmak istiyorum. İyi bir web sitesi, güzel, akıllı, müşfik, çekici, hamarat, sosyal ve kadirşinas bir kadın gibidir. “Böyle kadın mı var?” diyen baylar, merak etmeyin; tarife tam anlamıyla uygun bir web sitesi de zaten yok!

Bu metaforu sürdürürsek, ilk inceleyeceğimiz maddenin ‘güzellik’ olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

1) Tasarım: Marka algısına olumlu katkı sağlayan çarpıcı bir ‘ilk izlenim’
Farklı kaynakların farklı tanımları olmakla birlikte ben, marka için en iyi tanımın ‘tüketici üzerinde yaratılmış algılar bütünü’ olduğuna inananlardanım. Ucu tüketiciye değen her şey bu algıyı etkiler: Ürün, hizmet, fiyatlandırma, ambalaj, kalite, çağrı merkezi operatörü, reklâmlar, ilanlar, servis personeli, web sitesi ve daha birçok etmen sayabiliriz. İlkokul matematiği düzeyinde bir mantık yürütsek bile, bu etmenlere aritmetik ortalamalarının altında bir yeni etmen eklenmesinin ortalamayı düşüreceğini açık biçimde görebiliriz.

Şimdi tekrar görsel alımlılık, yani ‘güzellik’ boyutuna geri dönelim. Kanada kaynaklı bir web kullanımı araştırmasının sonuçlarına göre deneklerin yüzde 41,6’sı, olumlu ya da olumsuz biçimde kendilerini ilk olarak etkileyen faktörün tasarım olduğunu belirtmiş.

İşte rehberimizin bu ilk maddesinin anahtar tümcesi: “İlk görüşte aşk

Hepimiz, çevremizde güzel şeyler görmek isteriz. Bu yüzden güzel bir evimiz, bahçemiz, saksımız, çiçeğimiz, güzel mobilyalarımız, hoş tablolarımız olsun diye çabalamaz mıyız? Markayı bir tarafa bıraksak dahi bir web sitesi, ilk kez görüldüğünde bile gözü okşamalı ve beğeni uyandırmalı; yormayan bir ahenk içinde olmalı. Bu, değişmez bir şarttır. Aksi ise felakete atılan ilk adımdır, ne yaparsanız yapın gemiyi batmaktan kurtaramazsınız.

Konunun odağına markayı getirdiğimizde de bu ‘şart’ değişmiyor, hatta web sitesinin önemi biraz daha kendini belli eder hale geliyor. Az önce kullandığım metafor üzerinden bir benzetme daha yapmamı lütfen mazur görünüz:

Markanın outdoor veya TV reklâmını görmek, bir kadınla uzaktan göz göze gelmek gibidir. Markanın web sitesini ziyaret etmek ise onunla baş başa bir yemek yemeye benzer. Markanın ürün / hizmetini birebir tecrübe etmek ise, tahmin edebileceğiniz gibi, onunla ‘birlikte olmak’tır.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Peki ya daha yakından? İşte web sitesi, uzaktan güzel görünmeyeni bile yakından bakınca güzel göstermeli, zaten güzel olanı ise daha da güzelleştirmelidir. Algı yönetimi stratejilerinde web ayağı, markalar için işte bu yüzden ‘normalden fazla’ önem taşır.

“Web sitesi nasıl ‘güzel ve alımlı’ olur?” sorusunu, tasarım duayenleri dururken detaylı biçimde ahkâm keserek yanıtlama cüretini gösterecek değilim; ancak bazı temel noktalara şöyle değinebilirim:

» Marka kurumsal kimliğine uygun olmalı
» Marka, logosuyla siteye hâkim bir noktada, abartılı olmayan bir boyutta konumlanmalı
(çok farklı bir tasarım yaklaşımı olmayan sitelerde bu konuda en doğru yerin sol üst köşe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz)
» Kurumsal kimlikle belirlenmiş renklerden hareketle bir renk ahengi yaratılmalı
» Tasarım geometrisi kolay algılanan, gözü yormayan ve ilgiyi dağıtmayan bir yapıda olmalı
» Önemli temel mesajı etkili bir görsel anlatımla vermeli, aynı anda birden fazla mesajın iletişimini aynı şiddette yapmaktan kaçınmalı
(Farklı farklı köşelerde, farklı farklı ‘yanar-döner’ görsellere veya metinlere eminim siz de rastlamışsınızdır.)
» Site navigasyonunu en iyi hale getirecek tasarım çözümlerini bünyesinde barındırmalı
(Navigasyon tasarımı konusuna rehberimizin ikinci maddesi olan ‘Bilgi Vermek’ bölümünde de değineceğim)
» Yazılanların kolayca okunmasını sağlayacak font, font rengi ve yazı zemini rengi seçimleri yapılmalı
» En önemlisi, hedef kitlenin web sitesini görüntüleyecekleri bilgisayar sistemlerine uygun bir tasarım yapılmalı.

Tasarım konusunda yazılmış ciltlerce kitap olduğu düşünülürse, tabi ki yukarıdakilere yapılacak birçok ekleme olacaktır. Siz de takdir edersiniz ki amacımız bilginin tümünü vermekten ziyade, ufku genişletmek…

Önümüzdeki ay, İnteraktif İletişim Rehberimizin en önemli maddelerinden biri olan ‘bilgi verme ve marka mesajlarını iletme’ konusuna değineceğim. O güne dek hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.



Reklam Dergisi, Sayı 4, Şubat 2006

10 Ocak 2006

İyi Bayramlar!

:-p

01 Ocak 2006

İyi Seneler!

Masalsı temennilere yer yok; geçen seneden daha iyi bir sene olsun yeter...

Hadi bakalım...