20 Kasım 2007

İngiltere'de dil okulu...

Bir iletişim penceresinden baktım, bir de başka pencereden... Başka pencereden bakınca zaten "yemişim iletişimini" demekten başka çare kalmıyor.

Efendim konumuz Vodafone'un reklam filmlerinen biri:

Gencimiz yolda bir afiş görür. Afişte "İngiltere'de Dil Okulu" yazmaktadır. Hemen babasını arar. Kampanya varmış, son günmüş, para ister. Patron baba veremez. Halbuki babasının şirketinde çalışanlar Vodafone hatlarını kullansa, mağdur patron baba bu sayede gerçekleşecek tasarruf ile oğlunu kursa yazdırabilirdi...

İletişim penceresinden bakış: Bu manzara sadece bu reklama özgü değil. Globalden dayatılmış bir "merkezisabit" kıyafetle tüketicisin karşısına çıkan ve yerelleştirilmemiş bir lisan ve üslupla konuşan markaların Türk halkına sempatik görünmelerine imkân ve ihtimal yok. Reklamlara da bu soğukluk öyle yansıyor ki... Vodafone bunlardan biri. Aklıma gelen bir diğer örnek de (müşterim olmasına rağmen) Lipton'dur. Ayrıca bu konu gayet derin konudur. Burada nokta.

Diğer pencereden bakış: İş hayatımızdaki tüm fedakârlıkları, patronlarımızın ve ailelerinin yaşam kalitesini yükseltmek için yapıyoruz.

İşte bu pencereden bakınca "yemişim iletişimi" diyesim gelmişti. Bilmem siz ne dersiniz?

14 Kasım 2007

Batsın bu dünya (world)













Koç'u tebrik ediyorum...

Gecikmiş bu tebrik(!) için özür diliyor, caanım Yapı Kredi'den sonra son yılların en sempatik markalarından biri olmayı başarmış Worldcard'ın kurumsal kimliğini de paçavraya çeviren zihniyeti, marka yöneticilerinden ajans kreatiflerine kadar herkesi, şevkatle öpüyorum.

Allah rahmet eylesin...

04 Kasım 2007

Oeh!

Hiç bu kadar uzun süre geçmemişti... Bu kadar zamandır yazmamamın nedeni "Blogger rüzgârının yerine yeni rüzgârlar gelmesi" falan değil, düpedüz "keyifsizlik"...

Halbuki tam da buraya yazılacak o kadar şey geçiyor ki her gün aklımdan. Ama içimden gelmiyor. Zaten hep bu "içimden gelmemeler" yüzünden hayattan müşteki değil miyim sürekli?

Dur

Söylen

Sinirlen

Atalet...

Dur

Söylen

...


"Aman be bari blogu da kapatayım gitsin" gibi bir düşünce de geçmiyor aklımdan hiç. Artık blog, kendimi iyi hissettiğim zamanları bekleyecek.

Sevgiler...

27 Temmuz 2007

Branding / Markalama faciası

Aklım almıyor:

Ülker Golf Hobby Taraftar

Yapmayın gözünüzü seveyim, yapmayın...

Çak bir 'gecikmiş' Vole!

Efes Pilsen'in günler önce tam sayfa gazete ilanını gördüm. Ana metninde şöyle diyor:

"Bir bira istediğinizde masanıza gelen ve aklınızdan geçen neyse, Türkiye'nin birası odur!"

Bakın bira pazarı hakkındaki şu yazımda ne demişim:

"Müşteri "5 bira verir misin?" dediğinde sorgusuz sualsiz Efes veriliyor. (Demek ki piyasanın 'default' birası budur)"

Bira hakkındaki yazımı okursanız bu dediklerim daha manalı gelecektir; Tuborg tarafındaki Vole atağı için de bir çift kelam etmeden geçemeyeceğim:

Ürün piyasaya çıktığında daha şişesini bile elime almadan, tadına bile bakmadan, sadece iletişim biçimini gözleyerek ürünün hedef kitlesi hakkında şöyle bir yorum yapmıştım: "Fanatik gazetesini berberde okuyup haftasonları maça giden muhabbetçi tipler"

Oluşan bu algının nedenleri pek de açıklanabilir değil benim için ama öyle düşündüm nedense...

Aradan aylar geçti ve Vole kendisinin bile beklemediği iyi bir çizgi yakaladı. Sonra anladım: Alt-orta segment tüketici, Efes 'tombul kahverengi'nin karşısına koyabileceği bir şey bulmuştu: Vole

Bunu "Türkiye'nin birası" tombul kahverengi'nin karşısına tek ve güçlü bir amiral gemi Tuborg koyarak yapsalardı geçmişte, ortada yok Pilsener yok Gold olmasaydı falan diyeceğiz ama geçmiştir, mazidir.

Efes'e, marka/pazarlama yöneticilerine ve ajanslarına sevgiler...

BirabanoR'un gaz hali...

Kaynama sona erdi, buharlaşıyorum.

Tatilden döneli de epey oldu; eskiden heyecanımı nasıl da yansıtırmışım blogumda bakıyorum da...

Şimdi ona bile mecalim olmadı.

Sıcak...

Bıktım... Terlemekten.

Yeter...

(Uzun zamandır yazmamama bahane midir? Evet.)

18 Haziran 2007

Hayko N'ettin?

Blogla ilgisiz insert: Son bir kaç gündür sürekli dinliyorum. Takıntı oldu. "Şurası şöyle olsa daha iyi olurdu sanki" tarzı ukalalıklar yapıyorum ama bence gayet nefis olmuş:
Hayko Cepkin
- Tanışma Bitti

Albümü dinledikçe daha çok hoşuma gidiyor.

13 Haziran 2007

Meta Tag'e bak sen!

İsminin burada zikredilmesi uygun olmayacak, sektörden bir arkadaşımız, geçtiğimiz aylarda yine isminin burada zikredilmesi uygun olmayacak bir ajans kurmuştu. Efendim bu ajans, şu sıralar bannerlarına da rastlanabilecek bir advergame / kampanya yapmış, ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak bir marka için.

Ben doğrudan bannera tıklayarak siteye gittim; imza görmeyince kaynak koda baktım da öğrendim kimin yaptığını. Fakat efendim bana ters gelen şu oldu: Koskoca "ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak marka"nın ürününün sitesinin meta tag'ine, "ismi burada zikredilmesi uygun olmayacak yukarıda bahsi geçen ajans kurmuş arkadaş", adını soyadını yazmış diğer anahtar kelimelerle birlikte...

Belki de onun yaptığı doğru; bilemiyorum. Ama bu zihniyet, hiç bir zaman "kurumsal bir ajans" haline gelememeye neden olabilir diye düşünüyorum. Ha, ben marka olsaydım bu durumdan hiç hoşlanmazdım, o da ayrı konu...

Bu arada, tabi ki sen de tadabilirsin Ayşeciğim.

Olanlar bitenler...

Yine uzun zamandır ilgi gösteremedim, iki kelam edemedim canım blogumda... Zamansızlıktan dem vursam kendimle çelişeceğim, çünkü kısa süre önce şöyle bir düşünce beyan etmiş bir insan evladıyım, tercihler ve öncelikler hususunda...

Son uğrayışımdan bu yana olanlara kısa bir göz atalım:

- Güle Oynaya Online Marketing etkinliğinin ikincisini 29 Mayıs günü Çırağan Sarayı'nda gayet de nefis bir biçimde gerçekleştirdik. 200 civarında katılım oldu, görüş ve yorumlar da sevindirici...

- Lipton'un (sıcak çay) Harikalar Diyarı advergame kampanyasından sonra bu sefer de Ice Tea için hazırladığımız eğlenceli br başka advergame yayına girdi: Red Dive! Katılmak için buradan buyrun. Nefis armağanlar var.

- Becel, Bosch, İş Bankası gibi yeni projelere dair çalışmalar yüzünden mutfaktan duman çıkıyor. Sadece bunlar olsa yine iyi...

- Ben yine meşgul, yine baş kaşıyamaz bir adam durumundayım. Televizyona bile bakamaz oldum, zaten TVC yorumlarımın azalmasından da bellidir zannımca.

- Tatil tarihi de yeri de her bir şeyi de belli ve hazırdır nihayet! 7 Temmuz'dan itibaren iki hafta boyunca su aygırı gibi denizden çıkmama niyetindeyim. (Elem tere fiş kem gözlere şiş!)

- Kronikleşen bel ağrımın lumbagomsu bir rahatsızlık olduğu teşhis ve tespit edildi. Tilcotil, Muscoflex ve B vitamini desteğiyle artık kımıldayabiliyorum. Amma velakin B vitamini lanet bir şey. Kokusu yetmezmiş gibi bir de sanki bana çok lazımmış gibi iştah açıyor (afedersiniz) şerefsiz.

- Doktorun dediğine göre iki küçük azı dişim "ex" olmuş. Önümüzdeki salı günü kökten girip kanırtacak Gökhan Beyciğim. (Diş operasyonlarından nefret ediyorum)

Sanırım bu kadar...

13 Mayıs 2007

Sende tüccar kafası var (?)

Panda reklamı... Sapta "hede" bul, "hede"yi bedava al kampanyası.

Çocuklar Panda'yı (hayvan olan) kaçırıp yetkiliye "kampanya isterüz" diye şantaj yapıyorlar. Blöfleri sayın yetkili tarafından yenilince de keyifle kuruluyorlar; Panda (hayvan) da şantajcıyı şöyle övüyor: "Sende tüccar kafası var"

Neresinden tutsam elimde kalır. Talihsizlik diyelim...