19 Temmuz 2009

Merak etmiyor musun?

Etmiyorum...


Ben etmiyorum ama millet ediyor...

Çünkü yıllardır bir 3G lafı dolanıp duruyor...

"Bu 3G ne zge merhemdir lan bilmiom ben" insight'ından hareketle Turkcell "merak etmiyor musun" isimli 3G lansman kampanyasına başladı, çok oldu hatta...

Ben, şahsen o reklamdaki 3 kızı pataklamak istiyorum ya, neyse; neticede strateji zaten internet manyağı olanlar değil, bilgisayarı olmasa bile uyumlu cep telefonu sahibi olanları (ve olacakları) cezbetmek...

Emin olun bu strateji çerçevesinde TVC'deki en etkili karakter sokaktaki tezgahında maç seyreden adamdır.

Büyük bir teknolojik atılım ve sıçrama gibi gözümüze sokulan bu hadisenin ne olduğunu biz biliyoruz da, her ne olursa olsun bunun en büyük artısı, internete erişen kitle sayısının bu sayede mobil cihazlar aracılığıyla artması olacak.

Maksat doğru ve çekici hizmetleri sunabiliyor olmak.

"Teknoloji 3G olsa ne yazar content olmadıkça" adlı bir şarkı yapasım var.

Operatörlerden katmadeğerli 3G servisleri bekliyoruz. Farklılaşma o zaman kendini gösterecek.

Hayırlar ola...


10 Temmuz 2009

Pepsi ve Seda...

26 Haziran'da şöyle demişim:


"İtibarı boşver bana satış lazım" demiş Pepsi'deki abiler, ablalar... Yazın satışı artıran en önemli unsurun, saat 16.00 sularında annelerin yaptığı market alışverişinde akşam sofraya koymak için alınan 1,5 lt. ve üzeri kolalar olduğu gerçeği görülmüş, "dest-i izdivaç seyreden de bu kadın, bu kolayı sofraya koyan da o kadın" demişler, böyle bir karar vermişler. İşe yaramıştır eminim ama bakalım sonra markanızı nasıl toparlayacaksınız?"

Bakınız Ali Saydam'ın Akşam Gazetesi'ndeki yazısında yer verdiği Pepsi Bottling Group Kurumsal İletişim Müdürü Didem Şinik'in açıklamasını alıntılıyorum:

"15 Mayıs'ta başladığımız yaz promosyon kampanyamızda 48 günü geride bıraktık. Şu anki sonuçlara göre önceki kampanyalarımızın 3 katı oranında bir geri dönüş aldık. 48 günde toplamda 8 milyonluk katılımı aşmış durumdayız ki, bu bir rekor. En az bir kere katılan tekil tüketici sayımız ise 1.9 milyon! Bu kısa sürede bu kadar çok tüketici tarafından katılım gösterilen başka kampanya yok.

Kampanyamızda Seda Sayan'ın başarısının rolü oldukça büyük, öte yandan verdiğimiz ödüllerle kampanya en ses getiren kampanya oldu. Kampanyamızda her gün herkese anında 10 kontör veriyoruz, ayrıca kampanya süresince her gün bir kişiye 10 bin, on kişiye de bin TL ödül hediyemiz var. 31 Temmuz'da sona erecek kampanyada böylece toplamda 1. 5 milyon TL dağıtacağız."

Demek ki taktik işe, yaramış... Kendi yorumumda belirttiğim "sonra marka imajının nasıl toparlanacağı" konusundaki endişem de şunu düşününce gayet hafifliyor aslında: Biz, çook unutkan bir milletiz...

Sevgiler...

04 Temmuz 2009

Çalışan annenin başyardımcısıymış Pınar Köfteler...

Bilenlerden özür diliyorum ama bu yazıcığı yazmadan evvel ismini hatırlamayı bekleseydim günler sürebilirdi... "Şok!" yaptığımız zamanlar, atv'de sunucu şahıs, kel kafalı, hatta sonra vefat etti sanki, o derece şuursuzum bakın hatırlamıyorum... Tekrar özür... Hatırlar hatırlamaz güncelleyeceğim bu yazıyı... (Hatırlayan ve yorum yazarak söyleyen olursa sevinirim ayrıca...)


-- 10.07.2009 edit: "İner misin çıkar mısın?" programı sunucusu Boran Kaya... 2000 Yılında trafik kazasında vefat etti.---

Bunun Pınar Köfte ile ilgisi şudur efendim: İşte o dönemde, "nefret edilerek şöhret olunur mu?" muhabbeti dönmeye başlamış, hatta "reklamın iyisi kötüsü olmaz, maksat dikkat çekmektir" denmişti...

Daha sonra bunun pek çok örneğini gördük televizyonlarda... Kuvvetli duygular, akılda kalırlar. Vektörel olarak sevginin kuvveti ile nefretin kuvveti eşittir, sadece yönleri terstir.

İşte awareness, yani "bilinirlik" olarak karşımıza çıkan reklamcılık hedefi de bu noktada konumuza temas ediyor.

"Annemin köftesi gibi aynı, çalışan annenin başyardımcısıymış Pınar köfteler"

Bence şimdiye kadar görülmüş en "gıcık" reklamlardan birisidir...

Diğer yandan, işe yaradığına da eminim...

Kadın (oyuncuyu tenzih ederim; karakterden bahsediyorum) itici, zorlama sözlerin melodiye eğreti oturuşu, her yanıyla "gıcık"...

Ama akla "Pınar Köfteleeeer" lafını sokuyor mu?

Evet...

Aynı şeyi Pınar Sucuk için de yaptılar... Gıcıklık boyutunda değil, "Pınar Sucuk" lafını akla sokma anlamında...

"İlla illa illa ki Pınar sucuklu olsun"

Hani bazen kafamıza takılır ya saçma bir şarkı; sinir oluruz ama kafamızda loop edip çalmasına engel olamayız.

Bunu kullanan bir taktik bu; itici olup olmaması mühim değil...

Rafa gittiğimde aklıma ürünü sokuyorsa ne âlâ...

Çoook tartışılabilir bu konu; ama işe son derece gıcık olsam da işe yaradığını hissettiğimi söyleyebilirim rahatlıkla...

"Melodi Logolar"

Bu konuya da bağlanır hadise...

Bu terimini şu anda yakıştırmış bulunmaktayım...

4 notayla markanın kendisini ifade edebilmesinden bahsediyorum...

Bunun ilk ve en önemli örneği Nokia'nın standart zil tonudur.

Bunun çook daha kısa ve hakikaten 4 notalı başyapıtı ise Intel Inside melodisidir.

Kulak mühim...

Hatta ölümcül derecede...

Bir başka yazıda daha detaylı değinmem lâzım bu konuya...

Pınar köfteleeeer!

:))

01 Temmuz 2009

Digital Funnel

Gün geçmiyor ki yeni bir advergame ile karşılaşmayalım sayın seyirciler... (Bkz. Engin Jurnal)


Kimseye doğrudan laf edesim yok ama artık şunu görmeyenlere de dayanamıyorum: Üye ol, şunu kazan... Ama formu bi doldur önce: Ananın adı, babanın ceket bedeni, ne renk don giyersin?

İnternette iş yaparken şemsiyeyi ters tutmak gerekir.

Diğer bir deyişle, her gün internette gezinen hedef kitlenizi birer yağmur damlası gibi düşünürseniz, onlardan daha çoğunu toplamak için sokağa deney tüpüyle mi çıkarsınız yoksa alanı çok geniş bir leğenle mi?

Tüm yağmur damlaları işime yaramaz diyenlerin ağzına lafı şöyle tıkalım: Dijital Huni...

Toplayabildiğin kadarı kendine çek ki işine yarama ihtimali olanların sayısı da yüksek olsun...

Dijital hunimiz koca ağzıyla başlar ve aşağıya doğru daralarak devam eder. Ayrıca huni içinde çeşitli katmanlarda elek gibi filtreler bulunur. Projeden projeye tamamen özelleştirdiğiniz bu "huni" sayesinde, huninin altından çıkan sıvının markanın tam da ağzını sulandıran cinsten olabileceğini garanti edebiliriz.

Çoğu advergame'e bakıyorum da, ya deney tüpü ile yağmura çıkmışlar, ya da huni ters...

Ajanstakilerin o kadar da kör olduğunu sanmam, müşteriye laf anlatamamışlar belli ki...

Boku o kadar çıkmış ki, değil küçük bir ön üyelik formu doldurmak, doğrudan -ismi lazım değil- adlı müşterinin sistemine kaydolmak gerekiyor.

Ha, bu yöntemi de çalıştırabilirsiniz belki ama o zaman da ucuna eşşşek gibi bir havuç koymanız lâzım! Burda o da yok...

Ya ters hunileri kafaya takın ya da şunu doğru tutun gözünüzü seveyim!


29 Haziran 2009

Dönüyorum... Biraz daha bekleyin!


Az kaldı...

Kendime gelmeme...

Meydanı boş bırakmaya gelmiyor çünkü...

Ah sektörüm ah...

Klasik reklam sektörünün son 20 yılına bakın.

O yirmi yılda değişimine şahit olduğunuz her şeyin bir benzeri şimdi interaktif sektörde yaşanıyor.

Çok daha hızlısı...

Reklam ajansları "interaktifleşmeye" çalışırken, interaktif kardeşler de hızla "reklam ajans"laşıyor...

İki üç yıl içinde hepsi içiçe olacak.

Herkes rahatlayacak.

Beni rakip sananlar korkmasınlar, çünkü ben o resimde olmak niyetinde değilim.

Konkur kazanmak için maymunluk yapmayacağız. Hatta konkurdan sürekli uzak durarak yaşayacağız mümkünse...

Yaratıcılık, kıyma gibi bir şey aslında; içine tuz ve baharat katıp yoğurduktan sonra pişirirseniz nefis köfte olur.

Sırf kıyma yenmez.

Bizde hem nefis kıyma var, hem de nefis köfte tarifleri...

Ama köfteci değiliz.

İsteyene tarifini de veririz.

Sevgiler,

Fikret Ş.

Kısa Kısa...

- Eureko... Cesur Yürek O... Bir sigorta markası için tutulan her yeri doğru olan nefis bir konumlandırma ve iletişim kampanyası... Yazmassam içimde kalırdı...

- Medya planlama uzmanları hedef kitleyi bayma sınırı konusunda bir araştırma yapmışlar mıdır acaba? Hepimiz biliyoruz, Coca Cola, bulunduğu yerde ezici olmayı sever, laf olsun, "ben de biraz görüneyim" diye ortaya çıkmaz. Tamam ezin, edebildiğiniz kadar penetre edin ama milletin midesi kalkar bir süre sonra... Bildiğim, gördüğüm bir araştırma yok, yapmaya niyeti olan da var mıdır bilmiyorum ama programı bölen ilk reklam hem görünürlüğü en yüksek olandır, hem de en irrite eden... "Ulan dur ne güzel seyrediyorduk a.q" duygusu yaratıyorsunuz, ne söylerseniz söyleyin bu değişmiyor...

- Ya kafanız çalışmıyor, ya da sizi nefis kandırıyorlar... Müzik listeni yarat dinle, paylaş... Niye ki? Coke da yaptı, gnctrkcll de yaptı... Konkurda da avaz avaz söyledim; bunu yapsan ne olur, yapmasan ne olur? Fizy var lan? Şşt, aloo!

- Bu kadar şimdilik...

- Ya da dur: Bokunu çıkardınız Facebook'un, Twitter'ın, Friendfeed'in... Her "sosyal medya benden sorulur" diyene inanıp güvenmeyin. Unutmayın, internete erişen kitle aşağıya doğru büyüyor. C'ye, D'ye... Şimdi Seda Sayan'lı Pepsi reklamını eleştirenler bakın 2 sene sonra neler yapacaklar internette :)

- "İtibarı boşver bana satış lazım" demiş Pepsi'deki abiler, ablalar... Yazın satışı artıran en önemli unsurun, saat 16.00 sularında annelerin yaptığı market alışverişinde akşam sofraya koymak için alınan 1,5 lt. ve üzeri kolalar olduğu gerçeği görülmüş, "dest-i izdivaç seyreden de bu kadın, bu kolayı sofraya koyan da o kadın" demişler, böyle bir karar vermişler. İşe yaramıştır eminim ama bakalım sonra markanızı nasıl toparlayacaksınız?

- Şimdi bitti, evet...

17 Mayıs 2009

Senede iki kez yazılan yere blog denmez...

Başlık, anlatmak istediğimin özeti zaten... 


Burası bir blog olmaktan çıktı. 

Biliyorum, takip edenler çoktan ümidi kesti ama emin olun zor bir dönemden geçtim.

 "Yeni bir başlangıç" dönemini (ve müteakip sendromunu) atlatır atlatmaz yine sık sık buralarda olacağım. 

Valla... 

Söz... :)

15 Eylül 2008

Yeni nesil pazarlamada yeni fırsat: "adverapps"

"adverapp" kelimesini şimdiye kadar hiç duymuş olamazsınız, çünkü henüz türettim.

Bu kez aylar sonra "ben daha önce demiştim" deyip kalmak yerine, aklıma gelir gelmez herkesle paylaşayım istedim. İşte dijital pazarlama alanında Türkiye için şimdilik bakir, belki de bir yıl sonranın kirlenip tükenecek alanı: iPhone

Yenilikçi ve nefis tasarıma sahip bir multimedya cihazına telefon özelliği de katarak gerçek bir hype yaratan Apple'ın iPhone'u, bir çok aplikasyonun dışarıdan yüklenmesiyle kişiye özel biçimde daha da gelişip farklı fonksiyonlara sahip olabiliyor. Halihazırda satılan yüzlerce aplikasyon var ve yaklaşık 1 USD gibi fiyatlarla bunları online olarak satın almak mümkün. Bu aplikasyonlar arasında sadece eğlence ve oyun araçları yok; finanstan eğitime, spordan habere kadar aklınıza gelebilecek pek çok konuyu içinde barındıran geniş bir yelpazeden söz ediyoruz.

Şimdi "adverapp"e dönelim ve konunun altını çizelim: Penetre edilebilir üç adverapp alanı görünüyor şu anda:

1) iPhone sahipleri için, parayla satın alınmaya değer ve çok çok farklı faydalar sunan aplikasyonları branded bir biçimde free sunmak...

2) Markaya özel, satışa da destek olabilecek, iPhone özelinde aplikasyon ve buna bağlı kurgular geliştirmek

3) Markayla ilişkili bir fayda sunan / fonksiyon yerine getiren özel aplikasyonlar

Dijital beyinler treni kaçırmadan iPhone üzerinde aplikasyon geliştirebilir hale gelmeli bir an önce...

Başlamak için buradan buyrun >

Bir kaç ay sonra burada başarılı yerli adverapp'leri konuşuruz umarım...

Sevgiler,

28 Temmuz 2008

Burası sizin yeriniz (ve teşekkür)

Aylardır insanlık dışı iş tempomdan dolayı uğrayamadığım canım bloguma giriş motivasyonu sağlayan Vakıfbank relansman reklamına ve bu reklamda emeği geçen herkese teşekkür ederim. Son yıllarda bu kadar kötü bir şey gördüğümü hatırlamıyorum. Önce şaka sanmıştım, değilmiş. Herkese tekrar sevgiler; çok yakında yeni haberlerle burada olacağım :)

17 Şubat 2008

Advergame her zaman en iyi çözüm değildir!

Online dünyada markalarca sıklıkla kullanılan ve önemli pazarlama araçlarından biri olan advergame, özellikle son dönemlerde bilen-bilmeyen herkesin dilinde. Peki nedir bu advergame? Aradığınız ilacı bulduğunuza emin olmadan önce yazımızı okumanızda fayda var...

(Pazarlama Dünyası'nda yayımlanmak üzere hazırladığım yazının tam metnidir)

Önce deşifre:
advertisement (reklam) + game (oyun) = advergame

Şimdi de konunun özüne inmeden önce reklam dünyasına biraz daha yukardan bakıp bazı tespitlerde bulunalım:

Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklam görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır)

Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?

Severek ve isteyerek muhatap olduğumuz söylenemez reklamlarla... Online medyada da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklamsız versiyon’larını özel üyelik paketleriyle satıyor… Peki pazarlama iletişimcileri ne yapacak?

Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”

Online kitle 3+1 temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + mükâfat.

İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olarak sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirdi.

Bu arada 3 + 1 formülünü biraz açayım: 3’lü grup kadayıf, artısı da kaymaktır.

advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir fakat ne her online oyun advergame’dir, ne de her advergame tek başına bir kampanya olabilir.

advergame odaklı bir çözüme ihtiyacınız olduğuna emin misiniz?
Aşağıdaki soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorsanız, doğru tasarlanmış bir advergame sizin markanız için de doğru çözüm olabilir demektir:

- Belirli bir ürün / ürün grubu ya da hizmetin dönemsel iletişimini mi yapmak istiyorsunuz?
- İletişimini yapmayı tasarladığınız ürün / ürün grubu ya da hizmetlere dair doyurucu bilgileri de içinde barındıran, güncel ve günümüz internet dünyasının hem tasarımsal hem de teknolojik anlamda gerisinde kalmayan bir web siteniz var mı?
- Hem geniş kitlelere ulaşmayı, hem ürün / hizmetinizle ilgili akılda kalıcı mesajlar vermeyi, hem de sizinle online dünyada temas kuran kişileri kayıt altına almayı mı istiyorsunuz?
- Kurumunuz, değerli veritabanlarını, izinli pazarlama etik kodu çerçevesinde, çeşitli pazarlama iletişimi çalışmalarında doğru biçimde kullanabilme yeteneğine sahip mi?
- Böyle bir proje için hem prodüksiyon, hem online medya satın alma hem de muhtemel ek hosting & bant genişliği maliyetleri için yeterli bütçeniz var mı?

Diyelim ki hepsine “evet” dediniz ve bu konuda harekete geçtiniz. Fakat hiç bir zaman akıldan çıkmaması gereken şu kontrol listesini göz önünde bulundurmakta fayda var. İşte bir online kampanyanın merkezinde yer alabilecek özelliklere sahip bir advergame’in sahip olması gereken özellikler:

- Görsel anlamda çekici ve beğeni uyandırıcı olmalı
- Kurgusu ne çok zor ne de çok basit olmalı
- Eğlendirmeli
- Uzun sürmemeli
- İletişimi yapılması istenen ürün veya hizmetlerle ilgili deneyim yaşatmalı ve bilgilendirmeli
- Bir üst maddedeki görevi yerine getirirken sıkıcı olmamalı, bunun için yaratıcı yöntemler kullanmalı
- Tüm yönleriyle düşünülmüş bir online kampanyanın merkezinde yer almalı ve online reklamlarla geniş kitlelere duyurulmalı
- İyi tasarlanmış bir veritabanı mimarisine bağlanmış olmalı
- Hedef kitlenizi kendine çekecek ödüllere bağlanmalı
- Güven unsurunu pekiştirmek için ödüllendirme mekanizmalarında ya Milli Piyango İdaresi izni olmalı ya da katılan herkesin faydalanabileceği bir promosyon / ödüllendirme mekanizması olmalı

Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:

Sakın...
- Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın
- Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin
- Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin
- Hiç bir süreci fazla uzatmayın
- Kendinizi tekrarlamayın
- Advergame aracının “siteye basit bir oyun koyup buna bir ödül bağlamaktan” ibaret olmadığını aklınızdan çıkarmayın
- Katılımcılarınızdan elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin

20 Aralık 2007

İnteraktif Kariyer...

(Marketing Türkiye'de alıntılanan röportajımın tam metnidir.)

Gelecek için bu konudaki öngörüleriniz neler?
Bu sorunun yanıtı aslında diğer soruları doğrudan ilgilendiriyor; çünkü gelecekteki manzara (tüm reklam, pazarlama iletişimi ve interaktif ajanslar evreninde) bence şöyle:

Bir yanda reklamcılık ve pazarlama iletişimi uzmanlığı çerçevesinde müşterilerine tam hizmet veren ve yurtdışı merkezli global ağlara bağlı ajans grupları (süper lig), bir yanda kendi uzmanlık alanlarında başarılı olan ve kendi aralarında kalıcı ya da dönemsel sinerjiler yaratmayı başarabilmiş ‘top’ ajanslar (süper lig), bir diğer yanda da düşük bütçelere sahip küçük ve orta ölçekli müşterilere hizmet verecek 1. Lig ajansları. Unutmadan, daha sonrasında 2. Lig yok, doğrudan 3. Lig seviyesine iniyoruz; onların ise İstanbul’da bile müşterileri yok.

İnteraktif ajans kurmak ya da interaktif ajansta çalışmak isteyenler ne gibi olumlu ve olumsuz durumlarla karşılaşıyorlar?
Vizyonunuz ve hedefleriniz belli değilse, kendinizi doğru konumlandıracak stratejileri belirlemediyseniz, ne kadar donanımlı olursanız olun her kariyer hamlesinde zorlanırsınız.


“Haydi biz de ajans kuralım” diyerek biraraya gelmiş üç-beş yetenekli genç için (yakın geleceği görme yeteneğine ve yaratıcılıktan öte donanımlara sahip kişiler dışında) önümüzdeki 10 yılda yukarıda bahsettiğim Süper Lig bence hayal... Tabi bu, kendi yolunda yürümek isteyenler için geçerli bir yorum...

İnteraktif ajanslarda çalışmak söz konusu olunca, aslında, alanında uzman kişilere aç bir sektörden bahsettiğimizin altını çizmemiz gerekir öncelikle... Eğer bir interaktif ajans içindeki özellikle nadir insan yetişen bir pozisyon için uygunsanız, iş bulmakla uğraşmaktan ziyade ajans seçme lüksüne bile sahip olabilirsiniz. Klasik ajanslardaki pozisyonlarla interaktif ajanslardaki pozisyonların kesişim kümesi için durum daha farklı... Sanırım en büyük sıkıntı da bu kesişim kümesinde...

Kreatif ajansta çalışanlarla interaktif ajansta çalışanlar arasında ne gibi niteliksel farklar olmalı?
Teknoloji ile ilgili tüm pozisyonlar ve interaktif iletişim tasarımı uzmanlığı interaktif sektöre özgün uzmanlıklar. Bu pozisyonlara dair nitelikler zaten bu sorunun yanıtına dahil edilmemeli. Müşteri, strateji & pazarlama gibiekiplerde çalışmak isteyenler için ise şu cümle kurulabilir: Diğer yaratıcı ajanslardaki meslektaşlarınızın bildiklerini bilmeli, üstüne bir de müşterinize “online marketing” danışmanlığı yapabilecek donanımda olmalısınız. Üstelik onlardan daha az kazanacaksınız. Bu can sıkıcı cümleyi, ilgili soru sonrasında açacağım.

Kreatif ajansla interaktif ajans arasında ne gibi yapısal farklılıklar var?
İş süreçlerindeki bazı farklılıklar dışında aslında büyük yapısal farklar yok; hatta olmamalı da...

Çalışanlar açısından kreatif ajansta çalışmayla interaktif ajansta çalışma arasında ne gibi farklar var? (Maaş, ortam vs… )
İlk soruda bahsettiğim Süper Lig’de yer almasına kesin gözüyle bakabileceğiniz (interaktif ya da değil) tüm ajanslardaki ortam birbirine yakındır, ya da zamanla birbirine iyice yaklaşacaktır.


Ücretlerle ilgili ise bugün ve yarını arı ayrı ele almak lazım:

Az önce sözünü ettiğim iki tip ajanstaki pozisyonların kesişim kümesi dışında kalan interaktif ajans pozisyonlarında görev yapan elemanların şu an hak ettikleri ve onları tatmin edecek maaşlara sahip olduğu kanaatindeyim. Bu tespitimde sadece özel ve nadir kaynak bulunan uzmanlıklara dair maaşların yeterli düzeyde olmadığı tartışılabilir. Kesişim kümesi içinde ise interaktif ajanstakilerin daha az kazandıkları bir gerçek. Bu tablo da, ilk sorunuza verdiğim yanıtta resmettiğim yakın gelecekle birlikte değişecektir.

İnteraktif ajanslarda nitelikli eleman sıkıntısı yaşanıyor mu? En çok hangi konuda eleman sıkıntısı yaşanıyor? Kreatif mi teknik mi?
Teknik tarafta sorun daha az ama bu tespit sadece var olan teknolojileri kullanan - uygulayan üretim ekibi için geçerli. AR-GE yapacak, sektörde ilkleri deneyecek, gerçekleştirecek, en yeni teknolojilere herkesten önce hakim olan kişiler tabi ki zor bulunanlar arasında... Action Scripting olarak bilinen uzmanlığa sahip kişiler de sektörde kolay bulunmuyor. Tasarım tarafında da online iletişim tasarımı vizyonunun yanında başarılı ve özgün çizgilere sahip insanlar bulmak da hiç kolay değil.

Genelde interaktif ajanslarda çalışanlar nerelerden mezun kişiler?
Pozisyonlara göre çok farklı eğitimlere sahip arkadaşlarla birlikte çalışıyoruz. Tasarım tarafında iletişim tasarımı, güzel sanatlar; müşteri tarafında sosyal bilimler, teknoloji tarafında mühendislik ve diğer fen dalları, strateji & pazarlama tarafında ise iletişim ve pazarlama eğitimleri ön plana çıkıyor.