05 Ocak 2007

Sokaktaki adamdan saha gözlemleri - I

» BİRA «

Efendim bazı gözlemlenebilir ve faydalı veriler elde edilebilir ürün gamları için bunca yıl yaşadığım deneyimler ve ister istemez yaptığım gözlemlere dayanarak küçük tespitler yapacağım ara sıra. Tüm bunların hiç bir bilimsel ve istatistikî değeri yoktur, böyle biline. Ancak yine de dikkate değer şeyler paylaşacağımı da biliniz :)

Bugünkü ilk konumuz Bira...

Sahaya gelince; küçük esnaf, eğer incelenecek ürün uygunsa, en şahane gözlem yeridir zannımca... Bira da bu uygun ürünlerin başında geliyor.

Efendim bu ilk araştırmamızda gözlem mekânlarımız, aynı zamanda alkollü içecekler de satan, yani eski alışalageldik tabirle aynı zamanda birer "Tekel Bayii" de olan kuruyemişçiler...

İşte hem gözlemlerim hem de kişisel deneyimlerimle yaptığım bazı tespitler:

(Bu tespitler içkili eğlence mekânlarını kapsamıyor; eve bira alan kitle üzerine konuşuyoruz)

1) Müşteri "5 bira verir misin?" dediğinde sorgusuz sualsiz Efes veriliyor. (Demek ki piyasanın 'default' birası budur)

2) Başka tercihleri illa ki belirtmek lâzım.


3) Tuborg, Efes'in alternatifi değil gibi... Efes içenler, arada sırada başka bir şeyler içmek isterlerse ya yine Efes'in Fıçı ya da Extra'sını, o da olmadı Miller'ı tercih ediyorlar. Küçük bir kitle de Efesçi olsa bile Extra yerine Kırmızı Tuborg'u isteyebliyor kimi zaman.


3) Tuborg'u sadık bir kitle tüketiyor. Fakat ürün konumlandırmasında karmaşa var. Esnaf abilerden Tuborg istediğinizde, "hangisi?" sorusuyla karşılaşmanız kuvvetle muhtemel. Zaten Tuborg istenince "kırmızı istiyor herhalde bu adam" zannı oluşuyor önce nedense esnafta. Yok, onu istemiyorsanız, Gold mu Pilsener mi istediğinizi açıkça ifade etmeniz gerekiyor.


4) Miller, su gibi içmeyen, içince de adam gibi bira içmek isteyen kitlenin birası gibi duruyor. Evde küçük arkadaş buluşmalarında, sarhoş olma amacı güdülmeyen biraraya gelmelerde tercih ediliyor kendini biraz çizginin üstünde gören kitle tarafından...


5) Becks kitlesini tam olarak çözebilmiş değilim. Vallahi renginden değil ama Carlsberg kitlesiyle az çok benzerliği olduğu kanaatindeyim.


6) Carlsberg Club Bottle tabir edilen yeşil şişelere erişim çok kolay değil, var ama her yerde yok... Biraz Miller kitlesi gibi iyi bira içmek isteyenlerin tercihi bence ama aynI zamanda bu kitle mümkünse illa ki Carlsberg istiyor. Bu kitlede de bir sadakât sezdim.


7) Corona'dan emin değilim. Yeterli veri yok.


8) Budvar ise "arada bir çeşni olsun"dan ötede değil düşüncesindeyim.


9) Marmara, Troy gibi biralar ise "8 bira fiyatına 9 alalım daha bir güzel olalım" zihniyetine hitab ediyor...

10) Tekel Birası ise apayrı bir case... Mey bu konuda iyi bir yeni çıkış yapmıştı markayı rölanse ederken. Bir tişört havucuyla interneti de iyi kullandı, genç kitleyi markayla yakınlaştırdı. Tekel Birası'ndaki o 'vintage' ve 'rafine' duygu nedeniyle hâlâ bu birayı ısrarla tercih eden genç kitlelere rastlamak mümkün... Zaten ürün konumlandırması da şöyle: "O, bazılarının birası"

Olur da rast gelen marka yöneticelerine, aslında gayet iyi bildikleri bir şeyi tekrar hatırlatma cüreti göstereyim izninizle:

"Ne olursanız olsun, sadece algılandığınız kadarsınız. Hepsi bu..."


Pek Yakında: RAKI


04 Ocak 2007

01 Ocak 2007

2007 mi? Yuh diyorum ben...


Uzay 1999 diye bir dizi izlerdik, zevkten geberirdik.

Ulan tam 8 sene geçti hâlâ şöyle bir ağız tadıyla uzay gemisi kullanabilmiş değilim.

Maya diye bir kadın vardı orda streç lateks kılıklı. O da yok meydanda...

Görenine hatırlayanına rastlamadım, hatırlıyorum diyen beri gelsin; bende bu Uzay 1999'un aile oyunu da vardı... Monopoly ve benzeri oyunlar gibi işte... Zar atttıkça oyun tahtası üzerinde ilerliyorsunuz, geldiğiniz karelerde ne deniyorsa yapıyorsunuz, kart çekiyorsunuz gerekirse; aha işte ondan.

Ayrıca parmak kadar çocukken hesap makinesiyle sürekli 2000 - 1974 işlemini yapardım ki göreyim o görkemli yaşımı 2000 senesindeki: YİRMİALTI.

Oha derdim; vay be... Kesin çoluk çocuğa karışırmıştım, kırmızı bir arabam olurmuştu...

Nah!

Uzay 99 bana tam 8, 2000 yılı ise tam 7 yıl uzakta....

Çoluk çocuk yok ama evliyim.

Kırmızı arabam yok.

Üstelik tam tamına 33 yaşındayım -ki 3 gün sonra 34'e basacağım-

Hayat böyle bir şey değil mi zaten? Gelecek hakkında hayal kurarken yaşadıklarımız işte...

Geride kaldıktan sonra, daha bu sabah gördüğünüz rüyadan bir farkı kalmıyor hayat boyu yaşadıklarınızın.

O halde bunca çaba ve kasma niye?

Hep derim, "hayat şimdidir..."

Mesela ben şimdi 6 bira şiddetinde alkollüyüm, çişim var, karımla başbaşa güzel bir yılbaşı geçirmenin mutluluğu içindeyim ve yılın ilk blog mesajını yazıyorum.

Bunlardan dolayı mutluysam hayat güzel demektir.

Ya sizin "şimdi"niz nasıl şu an?

Herkese mutlu "şimdi"lerle dolu bir yıl diliyorum efem...

16 Aralık 2006

Bu ne acaba? » Profilo


İtiraf etmem gerekir ki şu advergame hususunda en erken ikna ettiğimiz markalardandır Profilo... Bu sayede de inanılmaz bir veritabanına sahip ve her bir üyesinin evindeki beyaz eşyaların markasından, kaç yıllık olduğuna kadar bilgi sahibi...

Efendim işte Profilo'nun yılbaşı kampanyası "bu ne acaba?" Zamana karşı yarışıyor ve ekrana çizilen şeyin ne olduğunu hem en hızlı şekilde, hem de en az hata yaparak bulmaya çalışıyorsunuz...


Buraya da burdan gidilebilir efendim: www.profilo.com.tr

BoschEvi'nde son sır...

Bosch Ev Aletleri için yaklaşık 2 yıl önce yarattığımız BoschEvi'ndeki, bu versiyona ait belki de son macera yayında!

Marka ürün gamını hayatın içine sokmak ve daha keyifli bir yolla ürün iletişimi yapmayı amaçladığımız BoschEvi, her yıl çeşitli dönemlerde ödüllü kampanyalara ev sahipliği yapıyor. Yılbaşı dönemi için yarattığımız advergame kurgusu bu kez daha heyecanlı ve üstelik ödülleri de çok
büyük...

Hem eğlenmek hem de ödül ka
zanmak için böyle buyrun: www.boschevaletleri.com

14 Aralık 2006

Lipton Ice Board zamanı!

Lipton Ice Tea için hazırladığımız eğlencelik yılbaşı advergame'i Lipton Ice Board yayında... Ice Tea kutularıyla snowboard yaptığımız oyunda amaç en yüksek puanı toplayarak Uludağ tatili kazanabilmek! Hediyeyi bir kenara bırakın, sadece keyifli vakit geçirmek için bile gayet nefis bir oyun.

Bekleriz efendim:
www.liptonicetea.com.tr


11 Aralık 2006

"...mı ye fener" vs. "bana kitap al"

YouTube kaynaklı video viral-delilikleri her yanı sarıyor. Fazla değil, bir kaç yıl önce, görsel içeriği bırakın, özgün metin bile oluşturmayan Türk internet kullanıcıları, bloglardan sonra yavaş yavaş bu video hadisesine de sarmaya başladı.

FB, GS, BJK taraftar geyikleri gırla gidiyor. Bir "*araamı ye fener" dalgası var ki her delikanlı arkadaş grubu bir versiyon yapıp atmış YouTube'a...

Light Fenerli olsam da benim en sevdiğim "tenor" versiyonu ahanda burada.


Diğer yandan, yaratıcı başka hadiseler var ki, biri zaten çoktan patladı: "Bana kitap al" ve "Sütü seven kamyoncu"


Bana kitap al | Sütü seven kamyoncu

Ülkemiz kolay tüketilecek geçici şöhretlere bayılır; emin olun yakında bir stand-up'çı veya akıllara zarar bir şarkıcı(!) da patlar buradan yakında...

Ha, bu viral videoların pazarlama iletişiminde kullanılması da diğer bir mühim hadise... İşte henüz bu konuda içerik üretemiyoruz. Ama az kaldı, ona da sıra geliyor...

Advergame sonunda Türkiye'de de "trend" oldu...

"Hem reklam, hem oyun: Advergame
Yepyeni bir pazarlama ve reklam yöntemi Advergame. Reklamı yapılacak ürün için bilgisayar oyunu hazırlanıyor, internetten kullanıma sunuluyor. Şirketler oyunlu reklamlar sayesinde milyonlarca tüketiciye eğlenceli bir yoldan ulaşıyor. Oyunun keyfini çıkarırken markayla bağ kurması sağlanıyor."
10.12.2006, Hürriyet Pazar | » tüm yazı

BirabanoR'un notu: Müşterilerine "advergame" diyen ilklerden biri olarak yorumum şudur: Bu haber, yaratıcı reklam ve pazarlama çözümleri geliştiren beyinler için tehlike sinyalidir. Tez elden upgrade vaktidir.

Who do you want to play with?

Apple'ın kendini genç ve yenilikçi olarak konumladığı şu ilâna


Vaio'nun verdiği ilginç cevaba bakınız:


24 Ekim 2006

Kaliteli insan kaynağı sorunsalı

Günümüz Türkiye'sinde insan kaynakları açısından hep iki temel sorun görürüm:

1) İnsanlar, sahip oldukları pozisyonun hakkını verecek yeterlilikte değillerdir
2) Üstüne üstlük bir de memnun değillerdir

Memnuniyetsiz nedenleri de ikidir:

1) Çok çalışıyorlardır (yüzde 60 verimlilik bile çoktur bu kitleye göre; sıkılmaya gelmezler zira)
2) Maaş (onlara göre) azdır

Bakınız size İK hususundaki tespitlerimin bir kısmına örnek olacak capcanlı bir hadise. Olay cember.net forumlarında geçiyor. Yardım ricası şu (noktasına dahi dokunmuyorum):

"merhaba, arkadaşlar,eşimin işe alınma sürecindeyiz.Fakat önümüzdeki 12 ay için marketing plan istediler.sektör emlak satışı.Bir irlanda firması ve bodrum ofis için. Marketing plan nasıl yazılır,bu konuyla ilgili desteklerinizi acilen bekliyoruz. İyi bayramlar!"

Buyrun buradan yakın!


Sen bunu yapamıyorsun ama işe talipsin hâlâ utanmadan!

İşte durum budur.

Çevrenize bakın, ne yapıp edip o pozisyona kurulmuş en az 2-3 kişi göreceksiniz...

Halimiz duman aman....