26 Mayıs 2006

Coca Cola: Güzeli, berbat etmek!

Sektör safsatası: Ne kadar çok görünürsen, o kadar etkili olur!

Külliyen yalan! Bakınız taze bir örnek:

Coca Cola, çok da güzel bir hazırlıkla yaz kampanyasına başladı: "Tadında Hayat"

Reklam filminden grafik çalışmalarına kadar çok güzel bir çizgi ve konsept. Ajansa da markaya da bu iş için alkış gerekiyor. Ama aması var; evet...

Tadında Hayat'ın tadını kaçırdılar.

Her kuşakta aynı TVC.

Her yerde, her an...

İlk seyreden herkesin tepkisi aynıydı: "Ne güzel!"

Fazla değil, bir hafta sonra şartlar değişti: "Gına geldi!"

Medya ve aracı ajanslar daha çok kazansın diye uydurulan yalanlar gün gelecek ortaya çıkacak ve reklamverenler de -umarım- akıllanacak...

09 Mayıs 2006

Personal Update

--click here--

;-)

27 Mart 2006

temporarily unavailable!

Hayatta bazı dönemler olur ve başınızı dahi kaşıyamazsınız.

Bu aralar öyle...

Hem de çok fena vaziyette...

En kısa zamanda dönmeye çalışacağım.

02 Şubat 2006

Konuşacak ve susacak çok şey var...

Siyaset Meydanı'nda tartışma... Konu, magazin gazeteciliği...

Bir tarafta basın, bir tarafta akademisyenler ve ünlü simalar, seyirci olarak da iletişim fakültesi öğrencileri.

10. dakika itibariyle izlemeyi bıraktım. İçim sızladı. Konuşacak ve susacak o kadar çok şey var ki...

Okan Bayülgen anlatmaya çalışıyor. Anlamak niyetinde olan yok ki? Sen kiminle tartışıyorsun? Kime laf anlatma gayretindesin?

Bu millet, bir jenerasyonu kaybetmiş, eğitim kan ağlıyor, siz daha çok sebep ararsınız!

Üniversite mezuniyeti, üzeri imzalı manasız bir kâğıt parçası sahipliğinden ibaret olmuş.

Genel kültür: Sıfır.
Araştırmacılık: Sıfır.
Ahlâkî değerler: Sıfır.
Yazılı ve sözlü olarak düşünce ifade etme kabiliyeti: Sıfır.
Tartışma kabiliyeti: Sıfır.

Akıllarda tek soru: "En kısa yoldan köşeyi nasıl dönerim?"

İçinde bulunduğumuz vahim tabloyu şu anda düzeltmeye karar versek, herşeyiyle mükemmel bir düzen kursak ve hemen bu yönde canla başla çalışmaya başlasak bile neticesini almamız en az 30 sene sürecek, kimse farkında değil!

Okumuşu aslında vasıfsız, okumamışı ise potansiyel suçlu olan bir nüfus geliyor.

Diplomasında yazan branşa dair soru sorduklarım bana boş boş bakıyor...

Geceyarısı penceremden dışarı bakıyorum, ya birileri birilerini dövüyor ya da mahalle içinden 80 km/s hızla bir araç geçiyor...

Hava sıcaklığı sıfır dereceye yakın, TEM gişelerinde 3 küçük çocuk, yalınayak gül satıyor. Fazla değil, 5 metre ötede bir adam "Çocukları sevindirin" diyor; oyuncak satıyor o da...

Ben her gün bunları yaşıyorum, siz "magazin niye böyle" diyorsunuz...

Böyle...

Hayat böyle sürdükçe, böyle...

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...

21 Ocak 2006

İnteraktif İletişim Rehberi – Bölüm I

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Birçok kurum için geçmişte sadece ve sadece ‘online’ bir broşür şeklinde konumlandırılan ve “faaliyet alanım, iletişim bilgilerim, ürün ve hizmetlerim görünsün yeter” beklentisiyle sınırlandırılan internet mecrasının bugün pazarlama iletişiminde sağlayacağı faydalar artık tartışılmaz gerçekler olarak kullanılmaya hazır, bekliyor. Konu, biraz da şu türkünün güftesine benziyor: “Ne duruyorsun, helva yapsana!”

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Daha yazıyı kaleme almadan başlığa “Bölüm – 1” ibaresini yerleştirdim; çünkü gerçekten de temel bilgiler bile olsa aşağıda listelediğim konuları ele almak pek de kısa sürecek bir iş gibi görünmüyor.

İnteraktif yol haritası
Önce yol haritamıza genel hatlarıyla bir göz gezdirelim. Daha sonra tüm bu başlıkları detaylı biçimde inceleyecek ve doğru yöntemleri yaygın yanlışlarla birlikte irdeleyeceğiz.

1) Marka algısına olumlu katkı sağlayacak görsel bir ‘ilk izlenim’ yaratmak
2) Bilgi vermek / Marka mesajlarını iletmek
3) İhtiyaç gidermek / Memnun etmek
4) Hedef kitleyi çekmek
5) Topluluk yaratmak
6) Topluluğu ödüllendirmek ve kendilerini özel hissetmelerini sağlamak
7) Birebir ve akıllı interaktif pazarlama çalışmaları gerçekleştirmek
8) Toplulukla sürekli ve çift taraflı iletişim içinde olmak
9) Topluluğu genişletmek

Bu noktada, karşı cinsin affına sığınarak ‘erkek’ gözüyle bir benzetme yapmak istiyorum. İyi bir web sitesi, güzel, akıllı, müşfik, çekici, hamarat, sosyal ve kadirşinas bir kadın gibidir. “Böyle kadın mı var?” diyen baylar, merak etmeyin; tarife tam anlamıyla uygun bir web sitesi de zaten yok!

Bu metaforu sürdürürsek, ilk inceleyeceğimiz maddenin ‘güzellik’ olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

1) Tasarım: Marka algısına olumlu katkı sağlayan çarpıcı bir ‘ilk izlenim’
Farklı kaynakların farklı tanımları olmakla birlikte ben, marka için en iyi tanımın ‘tüketici üzerinde yaratılmış algılar bütünü’ olduğuna inananlardanım. Ucu tüketiciye değen her şey bu algıyı etkiler: Ürün, hizmet, fiyatlandırma, ambalaj, kalite, çağrı merkezi operatörü, reklâmlar, ilanlar, servis personeli, web sitesi ve daha birçok etmen sayabiliriz. İlkokul matematiği düzeyinde bir mantık yürütsek bile, bu etmenlere aritmetik ortalamalarının altında bir yeni etmen eklenmesinin ortalamayı düşüreceğini açık biçimde görebiliriz.

Şimdi tekrar görsel alımlılık, yani ‘güzellik’ boyutuna geri dönelim. Kanada kaynaklı bir web kullanımı araştırmasının sonuçlarına göre deneklerin yüzde 41,6’sı, olumlu ya da olumsuz biçimde kendilerini ilk olarak etkileyen faktörün tasarım olduğunu belirtmiş.

İşte rehberimizin bu ilk maddesinin anahtar tümcesi: “İlk görüşte aşk

Hepimiz, çevremizde güzel şeyler görmek isteriz. Bu yüzden güzel bir evimiz, bahçemiz, saksımız, çiçeğimiz, güzel mobilyalarımız, hoş tablolarımız olsun diye çabalamaz mıyız? Markayı bir tarafa bıraksak dahi bir web sitesi, ilk kez görüldüğünde bile gözü okşamalı ve beğeni uyandırmalı; yormayan bir ahenk içinde olmalı. Bu, değişmez bir şarttır. Aksi ise felakete atılan ilk adımdır, ne yaparsanız yapın gemiyi batmaktan kurtaramazsınız.

Konunun odağına markayı getirdiğimizde de bu ‘şart’ değişmiyor, hatta web sitesinin önemi biraz daha kendini belli eder hale geliyor. Az önce kullandığım metafor üzerinden bir benzetme daha yapmamı lütfen mazur görünüz:

Markanın outdoor veya TV reklâmını görmek, bir kadınla uzaktan göz göze gelmek gibidir. Markanın web sitesini ziyaret etmek ise onunla baş başa bir yemek yemeye benzer. Markanın ürün / hizmetini birebir tecrübe etmek ise, tahmin edebileceğiniz gibi, onunla ‘birlikte olmak’tır.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Peki ya daha yakından? İşte web sitesi, uzaktan güzel görünmeyeni bile yakından bakınca güzel göstermeli, zaten güzel olanı ise daha da güzelleştirmelidir. Algı yönetimi stratejilerinde web ayağı, markalar için işte bu yüzden ‘normalden fazla’ önem taşır.

“Web sitesi nasıl ‘güzel ve alımlı’ olur?” sorusunu, tasarım duayenleri dururken detaylı biçimde ahkâm keserek yanıtlama cüretini gösterecek değilim; ancak bazı temel noktalara şöyle değinebilirim:

» Marka kurumsal kimliğine uygun olmalı
» Marka, logosuyla siteye hâkim bir noktada, abartılı olmayan bir boyutta konumlanmalı
(çok farklı bir tasarım yaklaşımı olmayan sitelerde bu konuda en doğru yerin sol üst köşe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz)
» Kurumsal kimlikle belirlenmiş renklerden hareketle bir renk ahengi yaratılmalı
» Tasarım geometrisi kolay algılanan, gözü yormayan ve ilgiyi dağıtmayan bir yapıda olmalı
» Önemli temel mesajı etkili bir görsel anlatımla vermeli, aynı anda birden fazla mesajın iletişimini aynı şiddette yapmaktan kaçınmalı
(Farklı farklı köşelerde, farklı farklı ‘yanar-döner’ görsellere veya metinlere eminim siz de rastlamışsınızdır.)
» Site navigasyonunu en iyi hale getirecek tasarım çözümlerini bünyesinde barındırmalı
(Navigasyon tasarımı konusuna rehberimizin ikinci maddesi olan ‘Bilgi Vermek’ bölümünde de değineceğim)
» Yazılanların kolayca okunmasını sağlayacak font, font rengi ve yazı zemini rengi seçimleri yapılmalı
» En önemlisi, hedef kitlenin web sitesini görüntüleyecekleri bilgisayar sistemlerine uygun bir tasarım yapılmalı.

Tasarım konusunda yazılmış ciltlerce kitap olduğu düşünülürse, tabi ki yukarıdakilere yapılacak birçok ekleme olacaktır. Siz de takdir edersiniz ki amacımız bilginin tümünü vermekten ziyade, ufku genişletmek…

Önümüzdeki ay, İnteraktif İletişim Rehberimizin en önemli maddelerinden biri olan ‘bilgi verme ve marka mesajlarını iletme’ konusuna değineceğim. O güne dek hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.



Reklam Dergisi, Sayı 4, Şubat 2006

10 Ocak 2006

İyi Bayramlar!

:-p

01 Ocak 2006

İyi Seneler!

Masalsı temennilere yer yok; geçen seneden daha iyi bir sene olsun yeter...

Hadi bakalım...

28 Aralık 2005

Vizyon çok şey değiştirir...

Online reklamverenlerin çoğu, belki de offline mecralardan yansıyan alışkanlıklarla bannerlarında kogosu, ürünü ya da her neyse görünsün ister. Banner ile interaktiviteye girmeyenler bile hadisenin ne olduğunu anlasın, mesajı alsın isterler. Fakat internet mecrasının kimyası çok farklı... Çünkü internetin sihirli değneği interaktivite! Siz hedef kitlenizi bannerla interaktiviteye sokamıyor, dikkatinlerini oraya çekemiyorsanız, ağzınızla kuş tutsanız bannerınıza baktıramazsınız. Bu, biraz da vizyon ile ilgili.

Bakınız
Fortis. 468x60 roll-over banner kapalı haldeyken şunu söylüyor: "Fareyle topu kontrol et / Tüm tuğlaları parçala"

Roll-over yaptığınızda bilenin bildiği ve çok sevdiği
Arkanoid oyunu karşımıza çıkıyor. Altta sayaç var, 3 can var, oynuyorsunuz. Tuğlalar yokolunca fonda Fortis logosu karşımıza çıkıyor. Yok, yanarsanız da banner gerçek mesajını veriyor.

Reklamverenler vizyonsuz diye suçu onlara atmak marifet değil; bu vizyonu onlara kazandırmak asıl bizlerin görevi. Yani, kabahatli biziz!

Not: Aferin dedik ama bir şeyi de hatırlatmadan edemeyeceğim: Fortis'in ilk bannerlarından birinde de logo parçalarını yukarı toplayarak logoyu oluşturma interaksiyonu söz konusuydu, süre 2 dakikaydı ama banner girilen mecraların neredeyse hepsi kendini 1 dakika içinde auto-refresh ediyordu. Banner bir işe yaramadı anlayacağınız. Hayattan öğrenecek ne çok şey var değil mi?

26 Aralık 2005

advergame de nedir?

Bu bahsi mümkün olduğunca erken bir safhada anlatmam gerektiğine karar verdim, çünkü bu terimle www.saire'de sıkça karşılaşacaksınız. İlk dersimiz, kelime işlem:

advertisement + game = advergame

Bir adım geri gidip bazı tespitlerde bulunalım. Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklâm görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır. Bkz. Doritos, Bkz. Opet ve tabi ki Bkz. Cem Yılmaz)

Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?

Offline ortamda bu sorunu altetme konusundaki net fikirlerimi bir başka sefer dillendireceğim. Şimdi bu noktadan online ortama sıçrayıverelim...

Severek ve isteyerek muhatap olmuyoruz diyorduk reklamlarla değil mi? Online ortamda da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklam göstermeyecekleri' vaadiyle özel üyelik paketleri satıyor… E peki ne yapacağız?

Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”

Online kitle üç artı bir temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + ödüllendirme. İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olacak ve sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirecektir.

Bu arada 3 + 1 formülünü açayım biraz: 3'ün biri kadayıf, artısı da kaymaktır.

advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir.

Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:

  • Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın.
  • Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin.
  • Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin.
  • Hiç bir süreci fazla uzatmayın.
  • Kendinizi tekrarlamayın.
  • Elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin.

Beğendim: HSBC Advantage

Takdir ettiğim şeyleri de burada cümle alemle paylaşacağım. Mesela HSBC'nin TV reklamı...

"Yılbaşı konseptini içinde barındıran fakat klişe olmayan bir anlatımla yılbaşı kampanyamızın reklamını yapın, kampanya kapsamını da iyice anlatın. Ha, bu arada eğlenceli de olsun" brief'ini tam karşılayan bir reklam serisi ile karşı karşıyayız. Hatta yaratıcı ekip bu brief'in üzerine kaymak koyarcasına yok geyikti yok Noel Baba'ydı diyerek yılbaşı döneminde reklam yapanlara da çok dozunda geçirmiş. Oyuncu da doğru seçim (bkz. Kerem Atabeyoğlu)

"Al, şimdi çan çan konuş!"

Güzel...