31 Ağustos 2006

Reklamcılık hakkında...

Bakınız reklamcılık hakkında iş güç sahibi profesyoneller neler düşünüyor? Benim de dayanamayıp dahil olduğum cember.net forum başlığına buradan buyrun, ibret alın.

İşimiz zor...

28 Ağustos 2006

Aklını uçkuruyla bozanlara Google kazığı

Efendim; bir gün yok ki Google yeni bir "zamazingo mon amour" çıkarmasın! Birazdan bahsedeceğim özellik uzunca bir zamandır var ama ben ilk kez kurcalıyorum.

http://www.google.com/trends adresinde yaptığınız aramaların sonucunda şu sorunun yanıtını buluyorsunuz: Bu kelimeler dünyanın neresinden en çok aranıyor?

Sonuçlar ise ilginç. Nasıl mı?

Örneğin "sex" kelimesi... Bu kelimeyi en çok 'google'latanların listesinde 6. sırada İzmir, 7. sırada Ankara, 8. sırada da İstanbul var! Dünya çapındaki bir listede ilk 10 içinde tam 3 şehrimiz var.

Gururlandım çok...


İlk beşi merak ettiyseniz; birinci Kahire (Mısır), geri kalan 4 ise Hindistan kentleri...

Rahat rahat internette sex aratmadılar... Rezil ettiler bizi cümle aleme. Kahrol emi sen Google!

:)

Altın Örümcek başlıyor...

Internet mecrasındaki iyi projeleri ödüllendiren ülkemizin tek ciddi yarışması Altın Örümcek, bu yıl geç de olsa başlıyor...

Genişleyen jürisi (ben de katılınca iyice genişledi), daha kapsamlı inceleme kriterleri, halkoyu uygulaması ve daha pek çok gelişmeyle gerçekleşecek Altın Örümcek 2006 için başvurular, son planlara göre 20 Eylül - 31 Aralık 2006 tarihleri arasında yapılabilecek.

Ödül töreninin ise 2007 yılı Ocak ayı içinde gerçekleştirilmesi düşünülüyor.

Güncel bilgiler geldikçe ileteceğim.

25 Ağustos 2006

Lovemark

Bilen bilir. Bir-iki kişi bilir ama bilir...

3 bin yıl önce dile gelmiş bir felsefe de olsa, yeni ortaya atılan bir teori de olsa, okuyarak öğrenmeden evvel onları kendi aklımla bulmayı severim.

Ha, çaba harcamam bunun için ama örneklerine rastgeldikçe 'onlar gibi bir insan olduğumu' doğrular gibi olurum. Sadece düşünen, sadece düşünerek doğruları bulabilen...

"Ne alaka?" noktasına getirtmeden anlatayım:

Neredeyse 2 yıldır çeşitli yerlerde kendi kendime çırpınır dururum. Bir sürü forumda da yazdım, sağda solda çıkan bazı yazılarımda da anlattım. Yine 'yardım almadan' ürettiğim bir teoriydi bu. Şuydu:

Bir tüketiciye, x markasını niye tercih ettiğini sorduğunuzda, somut bir yanıt yerine sadece "bilmem, seviyorum" yanıtını duyduğunuzda, olay bitmiştir!"

Buyrun bakın. Teorim sağlam baş vermiş:

http://www.kapital.com.tr/forum/tr/

Benim ise başka dertlerim var. Evet evet; konuyla ilgili...

Buradan buyrun...

29 Temmuz 2006

Güzel işe ne denir?

Tatildeydim. Evet evet... Bu blogla ilgisi yok, merak eden manyaklar buraya.

Konumuz Turkcell; dersimiz slogan yaratımı:

Öyle güzel bir slogan bulmuş ki kardeşlerimiz; hem hedefe uygun, hem de Türkçe'nin nimetlerinden faydalanıyor. Cingıla da gelir her yola gelir vallahi billahi.

Kelimelerin yerini ne kadar değiştirirseniz değiştirin sorun olmuyor:

3! diyelim ve sıralayalım:

Turkcell'le hayata bağlan

Turkcell'le bağlan hayata

Bağlan hayata Turkcell'le

Bağlan Turkcell'le hayata

Hayata Turkcell'le bağlan

Hayata bağlan Turkcell'le



Bu kadar mı olur be ya.

Tebrik ediyoruz muhataplarını. Kim duyacaksa?


07 Haziran 2006

Puma'dan Nike'a gol: Büyük iletişim felaketi!

Ne zamandır aklımda, yazmaya fırsat bulamadım. Hikâye çok kısa ve çarpıcı:

Televizyon Makinası programına Joga Bonito organizasyonu ile ilgili yabancı konuklar teşrif ediyorlar. "Aman da şöyle güzel, böyle hoş" diye ayaküstü sohbet ediyorlar. Bir de ne görelim! Konuğumuzun ayağındaki ayakkabılar Puma!

Bunu gören Puma marka sorumluları nasıl da keyif almışlardır! Peki ya Nike bu kazaya nasıl izin vermiş, bu insanları nasıl böyle kontrolsüz bırakmış, akıl alacak iş değil!

EDİT / ÖNEMLİ: Puma.com.tr adresine girmeye çalıştığımda -ki muhtemelen bu domain şu anda marka kontrolü dışında- otomatik olarak bir virüslü dosya tetikleniyor. Güncel bir antivirüs yazılımım olmasa şu anda durumum berbat olabilirdi. Sakın girmeyin; ilgilileri bir şekilde uyarmaya çalışacağım.

26 Mayıs 2006

Coca Cola: Güzeli, berbat etmek!

Sektör safsatası: Ne kadar çok görünürsen, o kadar etkili olur!

Külliyen yalan! Bakınız taze bir örnek:

Coca Cola, çok da güzel bir hazırlıkla yaz kampanyasına başladı: "Tadında Hayat"

Reklam filminden grafik çalışmalarına kadar çok güzel bir çizgi ve konsept. Ajansa da markaya da bu iş için alkış gerekiyor. Ama aması var; evet...

Tadında Hayat'ın tadını kaçırdılar.

Her kuşakta aynı TVC.

Her yerde, her an...

İlk seyreden herkesin tepkisi aynıydı: "Ne güzel!"

Fazla değil, bir hafta sonra şartlar değişti: "Gına geldi!"

Medya ve aracı ajanslar daha çok kazansın diye uydurulan yalanlar gün gelecek ortaya çıkacak ve reklamverenler de -umarım- akıllanacak...

09 Mayıs 2006

Personal Update

--click here--

;-)

27 Mart 2006

temporarily unavailable!

Hayatta bazı dönemler olur ve başınızı dahi kaşıyamazsınız.

Bu aralar öyle...

Hem de çok fena vaziyette...

En kısa zamanda dönmeye çalışacağım.

02 Şubat 2006

Konuşacak ve susacak çok şey var...

Siyaset Meydanı'nda tartışma... Konu, magazin gazeteciliği...

Bir tarafta basın, bir tarafta akademisyenler ve ünlü simalar, seyirci olarak da iletişim fakültesi öğrencileri.

10. dakika itibariyle izlemeyi bıraktım. İçim sızladı. Konuşacak ve susacak o kadar çok şey var ki...

Okan Bayülgen anlatmaya çalışıyor. Anlamak niyetinde olan yok ki? Sen kiminle tartışıyorsun? Kime laf anlatma gayretindesin?

Bu millet, bir jenerasyonu kaybetmiş, eğitim kan ağlıyor, siz daha çok sebep ararsınız!

Üniversite mezuniyeti, üzeri imzalı manasız bir kâğıt parçası sahipliğinden ibaret olmuş.

Genel kültür: Sıfır.
Araştırmacılık: Sıfır.
Ahlâkî değerler: Sıfır.
Yazılı ve sözlü olarak düşünce ifade etme kabiliyeti: Sıfır.
Tartışma kabiliyeti: Sıfır.

Akıllarda tek soru: "En kısa yoldan köşeyi nasıl dönerim?"

İçinde bulunduğumuz vahim tabloyu şu anda düzeltmeye karar versek, herşeyiyle mükemmel bir düzen kursak ve hemen bu yönde canla başla çalışmaya başlasak bile neticesini almamız en az 30 sene sürecek, kimse farkında değil!

Okumuşu aslında vasıfsız, okumamışı ise potansiyel suçlu olan bir nüfus geliyor.

Diplomasında yazan branşa dair soru sorduklarım bana boş boş bakıyor...

Geceyarısı penceremden dışarı bakıyorum, ya birileri birilerini dövüyor ya da mahalle içinden 80 km/s hızla bir araç geçiyor...

Hava sıcaklığı sıfır dereceye yakın, TEM gişelerinde 3 küçük çocuk, yalınayak gül satıyor. Fazla değil, 5 metre ötede bir adam "Çocukları sevindirin" diyor; oyuncak satıyor o da...

Ben her gün bunları yaşıyorum, siz "magazin niye böyle" diyorsunuz...

Böyle...

Hayat böyle sürdükçe, böyle...

Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete...