21 Ocak 2006

İnteraktif İletişim Rehberi – Bölüm I

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Birçok kurum için geçmişte sadece ve sadece ‘online’ bir broşür şeklinde konumlandırılan ve “faaliyet alanım, iletişim bilgilerim, ürün ve hizmetlerim görünsün yeter” beklentisiyle sınırlandırılan internet mecrasının bugün pazarlama iletişiminde sağlayacağı faydalar artık tartışılmaz gerçekler olarak kullanılmaya hazır, bekliyor. Konu, biraz da şu türkünün güftesine benziyor: “Ne duruyorsun, helva yapsana!”

Elinizde malzeme olsa bile tarifi bilmiyorsanız, bu malzemeler ya bir işe yaramıyor ya da berbat yemeklere dönüşüyor. İnteraktif sektörde faaliyet gösteren iyi aşçı sayısının da çok fazla olduğunu söyleyemeyiz. Bu durumda bize de lezzetinden emin olduğumuz tarifleri tüm ilgililerle paylaşmak düşüyor.

Daha yazıyı kaleme almadan başlığa “Bölüm – 1” ibaresini yerleştirdim; çünkü gerçekten de temel bilgiler bile olsa aşağıda listelediğim konuları ele almak pek de kısa sürecek bir iş gibi görünmüyor.

İnteraktif yol haritası
Önce yol haritamıza genel hatlarıyla bir göz gezdirelim. Daha sonra tüm bu başlıkları detaylı biçimde inceleyecek ve doğru yöntemleri yaygın yanlışlarla birlikte irdeleyeceğiz.

1) Marka algısına olumlu katkı sağlayacak görsel bir ‘ilk izlenim’ yaratmak
2) Bilgi vermek / Marka mesajlarını iletmek
3) İhtiyaç gidermek / Memnun etmek
4) Hedef kitleyi çekmek
5) Topluluk yaratmak
6) Topluluğu ödüllendirmek ve kendilerini özel hissetmelerini sağlamak
7) Birebir ve akıllı interaktif pazarlama çalışmaları gerçekleştirmek
8) Toplulukla sürekli ve çift taraflı iletişim içinde olmak
9) Topluluğu genişletmek

Bu noktada, karşı cinsin affına sığınarak ‘erkek’ gözüyle bir benzetme yapmak istiyorum. İyi bir web sitesi, güzel, akıllı, müşfik, çekici, hamarat, sosyal ve kadirşinas bir kadın gibidir. “Böyle kadın mı var?” diyen baylar, merak etmeyin; tarife tam anlamıyla uygun bir web sitesi de zaten yok!

Bu metaforu sürdürürsek, ilk inceleyeceğimiz maddenin ‘güzellik’ olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

1) Tasarım: Marka algısına olumlu katkı sağlayan çarpıcı bir ‘ilk izlenim’
Farklı kaynakların farklı tanımları olmakla birlikte ben, marka için en iyi tanımın ‘tüketici üzerinde yaratılmış algılar bütünü’ olduğuna inananlardanım. Ucu tüketiciye değen her şey bu algıyı etkiler: Ürün, hizmet, fiyatlandırma, ambalaj, kalite, çağrı merkezi operatörü, reklâmlar, ilanlar, servis personeli, web sitesi ve daha birçok etmen sayabiliriz. İlkokul matematiği düzeyinde bir mantık yürütsek bile, bu etmenlere aritmetik ortalamalarının altında bir yeni etmen eklenmesinin ortalamayı düşüreceğini açık biçimde görebiliriz.

Şimdi tekrar görsel alımlılık, yani ‘güzellik’ boyutuna geri dönelim. Kanada kaynaklı bir web kullanımı araştırmasının sonuçlarına göre deneklerin yüzde 41,6’sı, olumlu ya da olumsuz biçimde kendilerini ilk olarak etkileyen faktörün tasarım olduğunu belirtmiş.

İşte rehberimizin bu ilk maddesinin anahtar tümcesi: “İlk görüşte aşk

Hepimiz, çevremizde güzel şeyler görmek isteriz. Bu yüzden güzel bir evimiz, bahçemiz, saksımız, çiçeğimiz, güzel mobilyalarımız, hoş tablolarımız olsun diye çabalamaz mıyız? Markayı bir tarafa bıraksak dahi bir web sitesi, ilk kez görüldüğünde bile gözü okşamalı ve beğeni uyandırmalı; yormayan bir ahenk içinde olmalı. Bu, değişmez bir şarttır. Aksi ise felakete atılan ilk adımdır, ne yaparsanız yapın gemiyi batmaktan kurtaramazsınız.

Konunun odağına markayı getirdiğimizde de bu ‘şart’ değişmiyor, hatta web sitesinin önemi biraz daha kendini belli eder hale geliyor. Az önce kullandığım metafor üzerinden bir benzetme daha yapmamı lütfen mazur görünüz:

Markanın outdoor veya TV reklâmını görmek, bir kadınla uzaktan göz göze gelmek gibidir. Markanın web sitesini ziyaret etmek ise onunla baş başa bir yemek yemeye benzer. Markanın ürün / hizmetini birebir tecrübe etmek ise, tahmin edebileceğiniz gibi, onunla ‘birlikte olmak’tır.

Davulun sesi uzaktan hoş gelir. Peki ya daha yakından? İşte web sitesi, uzaktan güzel görünmeyeni bile yakından bakınca güzel göstermeli, zaten güzel olanı ise daha da güzelleştirmelidir. Algı yönetimi stratejilerinde web ayağı, markalar için işte bu yüzden ‘normalden fazla’ önem taşır.

“Web sitesi nasıl ‘güzel ve alımlı’ olur?” sorusunu, tasarım duayenleri dururken detaylı biçimde ahkâm keserek yanıtlama cüretini gösterecek değilim; ancak bazı temel noktalara şöyle değinebilirim:

» Marka kurumsal kimliğine uygun olmalı
» Marka, logosuyla siteye hâkim bir noktada, abartılı olmayan bir boyutta konumlanmalı
(çok farklı bir tasarım yaklaşımı olmayan sitelerde bu konuda en doğru yerin sol üst köşe olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz)
» Kurumsal kimlikle belirlenmiş renklerden hareketle bir renk ahengi yaratılmalı
» Tasarım geometrisi kolay algılanan, gözü yormayan ve ilgiyi dağıtmayan bir yapıda olmalı
» Önemli temel mesajı etkili bir görsel anlatımla vermeli, aynı anda birden fazla mesajın iletişimini aynı şiddette yapmaktan kaçınmalı
(Farklı farklı köşelerde, farklı farklı ‘yanar-döner’ görsellere veya metinlere eminim siz de rastlamışsınızdır.)
» Site navigasyonunu en iyi hale getirecek tasarım çözümlerini bünyesinde barındırmalı
(Navigasyon tasarımı konusuna rehberimizin ikinci maddesi olan ‘Bilgi Vermek’ bölümünde de değineceğim)
» Yazılanların kolayca okunmasını sağlayacak font, font rengi ve yazı zemini rengi seçimleri yapılmalı
» En önemlisi, hedef kitlenin web sitesini görüntüleyecekleri bilgisayar sistemlerine uygun bir tasarım yapılmalı.

Tasarım konusunda yazılmış ciltlerce kitap olduğu düşünülürse, tabi ki yukarıdakilere yapılacak birçok ekleme olacaktır. Siz de takdir edersiniz ki amacımız bilginin tümünü vermekten ziyade, ufku genişletmek…

Önümüzdeki ay, İnteraktif İletişim Rehberimizin en önemli maddelerinden biri olan ‘bilgi verme ve marka mesajlarını iletme’ konusuna değineceğim. O güne dek hepinize mutlu ve sağlıklı günler dilerim.



Reklam Dergisi, Sayı 4, Şubat 2006

10 Ocak 2006

İyi Bayramlar!

:-p

01 Ocak 2006

İyi Seneler!

Masalsı temennilere yer yok; geçen seneden daha iyi bir sene olsun yeter...

Hadi bakalım...

28 Aralık 2005

Vizyon çok şey değiştirir...

Online reklamverenlerin çoğu, belki de offline mecralardan yansıyan alışkanlıklarla bannerlarında kogosu, ürünü ya da her neyse görünsün ister. Banner ile interaktiviteye girmeyenler bile hadisenin ne olduğunu anlasın, mesajı alsın isterler. Fakat internet mecrasının kimyası çok farklı... Çünkü internetin sihirli değneği interaktivite! Siz hedef kitlenizi bannerla interaktiviteye sokamıyor, dikkatinlerini oraya çekemiyorsanız, ağzınızla kuş tutsanız bannerınıza baktıramazsınız. Bu, biraz da vizyon ile ilgili.

Bakınız
Fortis. 468x60 roll-over banner kapalı haldeyken şunu söylüyor: "Fareyle topu kontrol et / Tüm tuğlaları parçala"

Roll-over yaptığınızda bilenin bildiği ve çok sevdiği
Arkanoid oyunu karşımıza çıkıyor. Altta sayaç var, 3 can var, oynuyorsunuz. Tuğlalar yokolunca fonda Fortis logosu karşımıza çıkıyor. Yok, yanarsanız da banner gerçek mesajını veriyor.

Reklamverenler vizyonsuz diye suçu onlara atmak marifet değil; bu vizyonu onlara kazandırmak asıl bizlerin görevi. Yani, kabahatli biziz!

Not: Aferin dedik ama bir şeyi de hatırlatmadan edemeyeceğim: Fortis'in ilk bannerlarından birinde de logo parçalarını yukarı toplayarak logoyu oluşturma interaksiyonu söz konusuydu, süre 2 dakikaydı ama banner girilen mecraların neredeyse hepsi kendini 1 dakika içinde auto-refresh ediyordu. Banner bir işe yaramadı anlayacağınız. Hayattan öğrenecek ne çok şey var değil mi?

26 Aralık 2005

advergame de nedir?

Bu bahsi mümkün olduğunca erken bir safhada anlatmam gerektiğine karar verdim, çünkü bu terimle www.saire'de sıkça karşılaşacaksınız. İlk dersimiz, kelime işlem:

advertisement + game = advergame

Bir adım geri gidip bazı tespitlerde bulunalım. Artık çoğu insan, hangi mecra söz konusu olursa olsun, reklâm görmek istemiyor. Özellikle görmek, seyretmek için çaba sarf etmiyor. (Toplumun 'bayıldığı' insanların etkisi bu genelleme çerçevesinde bir istisnadır. Bkz. Doritos, Bkz. Opet ve tabi ki Bkz. Cem Yılmaz)

Televizyonda dört gözle bir reklamı beklediğimiz ya da bir dergi ya da gazete ilanını severek ve isteyerek tükettiğimiz vaki midir?

Offline ortamda bu sorunu altetme konusundaki net fikirlerimi bir başka sefer dillendireceğim. Şimdi bu noktadan online ortama sıçrayıverelim...

Severek ve isteyerek muhatap olmuyoruz diyorduk reklamlarla değil mi? Online ortamda da aynı şey geçerli. Hatta internette kimi platformlar 'reklam göstermeyecekleri' vaadiyle özel üyelik paketleri satıyor… E peki ne yapacağız?

Bu bir sorun gibi görünse de çözümü aslında çok basit: Onlara sevecekleri bir şey verin: “Bir fayda ya da sadece eğlence!”

Online kitle üç artı bir temel ihtiyaçla doludur: Bilgi, iletişim, eğlence + ödüllendirme. İşte reklamverenlerin online ortamda bu ihtiyaçları karşılayan noktaların içine sızarak pazarlama iletişimini yürütmeleri, az evvel sözünü ettiğimiz 'reklam nefreti' tehditini aşma yolunda çok önemli bir adım olacak ve sektörde büyük bir değişimi de beraberinde getirecektir.

Bu arada 3 + 1 formülünü açayım biraz: 3'ün biri kadayıf, artısı da kaymaktır.

advergame de bu benzetmeye göre kaymaklı bir kadayıftır: Hem eğlendirir, hem ödüllendirir. Madalyonun öte tarafından bakarsak advergame'ler hedef kitleyi rahatsız etmeden markanın iletişim mesajlarını da vermenin en etkili ve zekice yollarından biridir.

Aman dikkat! Bazı altın kurallar unutulursa, güzelim advergame aniden 'game over' oluverir, neye uğradığınızı şaşırırsınız:

  • Hedef kitlenizi aptal yerine koymayın, aptal yerine koyma kastınız olmasa bile hedef kitlenin kendisini zeki hissetmesini sağlamak için elinizden geleni yapın.
  • Markanızı, ürün veya hizmetlerinizi gözlerinin içine sokmayın, daha etkili olsun diye mesajlarınızı 'bağırarak' vermeyin.
  • Onlardan almak istediklerinizin miktarını, onlara verdiklerinizle kıyaslayarak belirleyin.
  • Hiç bir süreci fazla uzatmayın.
  • Kendinizi tekrarlamayın.
  • Elde ettiğiniz bilgileri, sahiplerini rahatsız edecek biçimlerde sakın kullanmayın. İzinli pazarlama nedir, öğrenin.

Beğendim: HSBC Advantage

Takdir ettiğim şeyleri de burada cümle alemle paylaşacağım. Mesela HSBC'nin TV reklamı...

"Yılbaşı konseptini içinde barındıran fakat klişe olmayan bir anlatımla yılbaşı kampanyamızın reklamını yapın, kampanya kapsamını da iyice anlatın. Ha, bu arada eğlenceli de olsun" brief'ini tam karşılayan bir reklam serisi ile karşı karşıyayız. Hatta yaratıcı ekip bu brief'in üzerine kaymak koyarcasına yok geyikti yok Noel Baba'ydı diyerek yılbaşı döneminde reklam yapanlara da çok dozunda geçirmiş. Oyuncu da doğru seçim (bkz. Kerem Atabeyoğlu)

"Al, şimdi çan çan konuş!"

Güzel...

Reklam: Macera İstanbul

Advergame hususuna pek yakında etraflıca değineceğim ama önden reklama gireyim ve henüz yayına giren interaktif video-kampanyamızın çığırtkanlığını yapmaktan geri kalmayayım:

Katılanların öyküyü karakterlerle girecekleri diyaloglarla yönlendirebileceği bir interaktif video, Macera: İstanbul.

Marka: Carlsberg
Yönetmen: HRNYC
Senaryo / Creative Director: BirabanoR

Buradan buyrun »

Yaratıcılığın sınırı...

Uçmak, delirmek, nereye kadar? Bazen yaratıcılığın çıktısı o kadar basit oluyor ki, hayran olmamak elde değil. Kısa süre önce, yine ilginç bir üretim seferimizde Harun bir dergide gördüğü ilanı anlattı.

Reklamveren
Nikon. Sayfa simsiyah ve üzerinde sadece şu yazıyor: "It's easy. Just remove the cap!"

Birkaç gün içinde
33 yaşına basacak biri olarak artık 20'li yaşlardaki huylarımdan bazılarını -mecburen- terk ettim. Bunlardan birisi de "aşırı mütevazılık". Bu huyum kariyerimdeki gelişimi yavaşlatmıştır, evet öyle olmuştur.

Binaenaleyh utanmadan kendimden de bir örnek vereceğim: Geçenlerde kardeş şirket istanbul.com ekibi aralarında konuşuyorlardı. Ben de terasa, sigaraya çıkmıştım ve çözüm aradıkları konuya kulak kabarttım: Bir iş ortaklarından gelen (Burgaz Rakı) ürünleri (büyük rakı) kendi müşterilerine yeniyıl armağanı olarak göndereceklermiş, nasıl bir sunumla göndersek diye kara kara düşünüyorlardı. İşte size basit çözüm: "Bakkaldan alınmış gibi gazete kâğıdına sarın, ama bu gazete kâğıdını özel bastırın, üzerinde de istanbul.com ile ilgili haber ve yazılar olsun..."

Evet evet, artık mütevazı değilim. Bu blog da ukalalığın dik alasını yapacağım yer olacak.

Eh, n'apalım? En ufak bir mesleki donanımı olmayan veletler kendilerini üstad sanır ve daha da kötüsü kendilerini işverenlere bu şekilde pazarlarken benim mütevazılıkta inat etmem inanın hiç ama hiç işime yaramıyor...

25 Aralık 2005

Türkiye'nin kumbarası mı?

Bir toplantıya giderken rastladım bu outdoor çalışmasına... Sahibi Garanti Bankası; görsel olarak küre (top) şeklinde bir kumbara, üzerinde Garanti logosu ve tepede slogan: "Türkiye'nin kumbarası"

Bu konsepti yaratanlar ya "dilimizde argo" konusundan habersizler ya da çaktırmadan müşteriyle dalga geçmişler. Bilemedim...

24 Aralık 2005

Makale: "İnternet alternatif mecra değil!"

Reklamverenler nezdinde hâlâ aşılamayan bir önyargıyla senelerdir karşı karşıyayız: “İnternet, alternatif mecradır!” Bunun ne denli yanlış ve markalar için ne kadar tehlikeli bir önyargı olduğunu ortaya koymak, bu sektörde faaliyet gösteren ‘interaktif pazarlama iletişimcileri’ için vazgeçilmez bir görev halini alıyor…

İnternet 15 yıldır insanlığın hizmetinde… 1990 yılında Tim Berners-Lee’nin tohumlarını attığı world wide web (www) ve üzerine inşa edilen http platformu, belki de son 20 yılın insanlığı en çok etkileyen buluşu. Bugün bulunduğumuz noktadan bakıldığındaysa görünüm gün gibi ortada: “İnternet, gerçek bir nimet!”

Bugün İnternetin etkilediği geniş alanı daha net biçimde ortaya koymak için 21 Kasım 2005 günü güncellenmiş bir istatistiği sizlerle paylaşmak isterim:



Yüzde 411’lik müthiş büyüme!
Bu tabloyu okumayı ve yorumlamayı sadece iki noktaya dikkatlerinizi çekerek size bırakıyorum: 1 milyara yakın insan online vaziyette ve İnternete erişen kitle çok büyük bir hızla artıyor. Orta ve az gelişmiş bölgelerde ise bu büyüme çok ama çok daha hızlı gerçekleşiyor.

Şimdi dönüp Türkiye’ye bir göz atalım… Yukarıdaki verileri sunan
internetworldstats.com’un en güncel araştırma sonuçlarına göre Türkiye’nin 2005 yılındaki tahmini nüfusu 73.556.173, İnternete erişen kişi sayısı 10.220.000. Bu sayının ülke nüfusuna oranı ise % 13,9 ki bu sayı Devlet İstatistik Enstitüsü’nün 16 Kasım 2005’te sonuçlarını açıkladığı "Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanımı" istatistiği ile de birebir örtüşüyor.

Tüm bu sayıların yanında en anlamlı olanıysa bence son beş yıldaki büyüme: Tam tamına yüzde 411!

Bu online kitle de kim?
Yine DİE verilerine göre ülkemizde Lise ve dengi okul mezunlarının yaklaşık yüzde 35’i, üniversite ve üzeri eğitim sahibi olanların da yüzde 70’e yakını İnternet kullanıyor. Gayet güzel; isterseniz sinsi araştırmalarımızı biraz daha derinleştirelim ve sadece İnternete erişilenleri değil, içlerinden en aktif ve katılımcı olanların da kimler olduğunu sorgulayalım:

Geçtiğimiz aylarda yaptığımız ve interaktif kampanyalara katılmış tüm tekil kişilerin profilini ortaya koyduğumuz araştırmamızda bizim için mutluluk verici, reklamverenler için ise ağız sulandırıcı bir sonuçla karşılaşmıştık. 91 bin 443 kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre bu kitlenin %55,41 gibi bir çoğunluğu 25 -35 yaş grubunda yer alıyor. İkinci en büyük grup ise %21,58'lik bir oranla 35 - 50 yaş grubu... Araştırma grubunun tam %57,15'i üniversite mezunu. Lisansüstü eğitime sahip olanların oranı ise başka mecralarla ulaşılabilen kitlelere göre çok yüksek bir oran: %9,18. Bu katılımcı online kitle %52,49 - %47,51 oranlarıyla kadın - erkek yoğunluğu açısından dengeli bir topluluk. Medeni durumda da aynı denge görülüyor: %51,96 Evli, %48,04 bekâr. %59,34'ü İstanbul'da yaşıyor, İstanbul'u %17,22 ile Ankara ve %10,85 ile İzmir şehirleri izliyor.

Kitle tamam, peki ya etki?
Yukarıda net bir profilini ortaya koymaya çalıştığım bu kitleye erişerek onların satın alma kararlarını etkilemeyi istemeyecek bir marka yoktur diye düşünüyor ve başka bir parametreyi daha kısaca irdelemek istiyorum şimdi de: Etki

Küçük ve keyifli bir test yardımıyla şu ‘etki’ ne derecede güçlüdür kabaca bir bakalım… Yanıtlarken samimi olun ve lütfen meslek erbabı olarak değil, son kullanıcı gibi davranın!

1) Bir markaya ait aşağıdakilerden hangisini bakıp inceleyerek daha çok vakit geçirirsiniz?
a. TV reklamını
b. Gazete / dergi ilanını
c. Açıkhava reklamlarını
d. İnternet sitesini

2) Bir marka / firmanın bir ürün ya da hizmeti hakkında bilgilenmek için ne yaparsınız?
a. Telefon ederim
b. Mektup yollarım
c. İnternet sitesini ziyaret ederim

İlk soruyu d, ikincisini ise c olarak yanıtladıysanız bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz…

İnterneti doğru konumlandırmak
Etki üzerinde dururken diğer mecralara karşı kılıç kuşanıyor gibi bir izlenim uyandırmışsam emin olun ki niyetim kesinlikle bu değil; ama geleceğim nokta şudur:

“İnternet, entegre pazarlama iletişimi için kullanılması mecburi olan eşit değerdeki mecralardan sadece biridir”

Anlayan çoktan anladı ama işimizi garantiye alıp biraz daha açalım: İletişim stratejileriniz çerçevesinde mesajlarınızı doğru ve etkin biçimde hedef kitlenize iletmek istiyorsanız, gazete, dergi, outdoor, TV, İnternet ve diğer mecraları, kendi doğalarına uygun yöntemlerle ve dengeli bir ağırlıkta kullanmanız gerekir. Bu denge de markaya, ürüne/hizmete göre farklılaşır. Buradaki diğer bir anahtar cümle de şu: “Doğalarına uygun yöntemlerle”

Gazete ve dergiler için hazırladıkları ilanların aynısını yeniden boyutlandırarak portallarla banner olarak veren marka yöneticileri lütfen beni affetsinler; çünkü buna ‘interneti kullanmak’ demek mümkün görünmüyor! İnternetin en etkin biçimde nasıl kullanılabileceği konusunu önümüzdeki haftaya bırakıyor ama ipucunu da vermeden edemiyorum: İnternetin sihirli değneğini kullanın: “İnteraktivite”

Doğal akışıyla şekillenen ve değişen günümüz reklam sektörü içinde tek bir kişinin ‘çığırtkanlığı’ İnternetin “alternatif bir mecra” olarak görülme sorununu tabi ki çözemeyecektir, ancak aranızdan bir kişinin bile bu satırları okuduktan sonra yazının başlığını anlamlandırabilmiş olması benim için mutluluk kaynağı olacaktır.

Önümüzdeki ay tekrar buluşmak ümidiyle,


Reklam Dergisi, Sayı:3, Ocak 06