30 Mart 2007

‘Alternatif Mecra’ sıfatından kurtulmak...

Bir sonraki Marketing Türkiye dergisi internet eki için BirabanoR'la yapılan röportajın tam metni...

MT: 2006 yılı, online pazarlama konusunda geçtiğimiz senelere göre daha fazla gelişmelerin yaşandığı, bütçelerin arttığı bir yıl oldu. Siz yaşadığımız gelişmeleri nasıl görüyorsunuz?

FŞ: Evet, mecraya olan inancın artmasıyla birlikte bütçelerde de geçtiğimiz yıllara kıyasla bir artış gerçekleşti. Ancak, doğal olarak, markalar hâlâ temkinli ve yatırım geri dönümünü dikkatle ölçerek hareket etme eğilimindeler. Online mecraya geçtiğimiz yıla oranla daha fazla yatırım yapan markaların 2006 yılında elde ettikleri tatmin edici sonuçlar, 2007 bütçelerine mutlaka olumlu biçimde yansıyacaktır.


MT: Online pazarlamanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

FŞ:
Tek başına, sayfalar dolusu yanıt gerektiren bir soru… Online pazarlama, öylesine büyük bir bütünün parçası ki, geleceği de o bütünü yaratan stratejilerdeki değişimle ilintili. 360 derece pazarlama iletişimi çemberinde ‘online’ın nerede durduğu, hangi hedef kitlelere odaklandığı, hangi mesajları desteklediği, çemberin içinde nasıl bir stratejik rol oynadığı gibi birçok parametre söz konusu. Yeni pazarlamada 10 kişiye birden bağırmaktansa 10 tane 1 kişinin kulağına, onun anlayacağı dilden fısıldamanın önemi de dikkate alındığında, online pazarlamanın geleceğinden ziyade konu, “Pazarlamanın geleceği: Online” haline geliveriyor zaten… Türkiye pazarı için ise sığ ama anlaşılır bir ifadeyle şöyle bir özet yanıt verebilirim: Online mecra ‘alternatif’ sıfatından kurtulduğu anda kendisini bağlayan zincir kopacaktır.


MT: Türkiye ve dünyayı kıyaslayınca nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza?

FŞ:
Hangi kulvarda kıyasladığımıza bağlı… Ülkemizde 16 milyonu aşkın insana ulaşan bir mecra haline gelen internet, erişilen kitle ve bu kitlenin online pazarlamaya verdiği tepki çerçevesinde bakıldığında dünyanın pek çok ülkesinden çok daha verimli ve nispeten bakir bir potansiyele sahip. Bu açıdan dünya ortalamalarının da üstünde olduğumuzu söyleyebiliriz.


Bu potansiyel üzerine, stratejisi iyi geliştirilmiş, iyi düşünülmüş, iyi uygulanmış ve iyi yönetilmiş projeler eklenince, diğer ülkeler için başarı örneği olarak gösterilen online pazarlama uygulamaları ortaya çıkarabiliyoruz. Şubat ayı içinde BSH grubunun Münih’teki merkezinde bir çok ülkenin marka yöneticisine adinteractive olarak hem ‘en iyi uygulama’ olarak projemizi anlatmamız hem de bir online marketing sunumu gerçekleştirmemiz bunun en somut ve gurur verici örneklerinden biri... Bütçeleri ise hiç kıyaslamayalım isterseniz. Ancak küçük birkaç sayı vermeden de edemeyeceğim:

Nisan 2006 yılında yapılan ABD merkezli bir araştırmaya göre online mecraya yaptıkları yatırımı artıran markaların yüzde 31,6’sı, diğer mecralardan online mecraya bütçe kaydırma yolunu seçmiş. Yine ayrı araştırmaya göre online mecrada çeşitli araç ve yöntemlerle iletişim çalışması yapan markaların yüzde 51,4’ünün öncelikli hedefi marka sadakati yaratmak. Türkiye’de ise karar verici üst yönetimleri kolay yoldan ikna etmek için ilk hedef olarak en hızlı biçimde satışa dönecek aktiviteler tercih ediliyor, ki bu da aslında online mecrada izlenilmesi gereken yol haritasında doğru bir sıralama değil.

MT: Web 2.0 online pazarlamayı nasıl etkiliyor?

FŞ:
Sektörde bir ara CRM terimi modaydı, sonra onu advergame takip etti, bu senenin moda terimi de Web 2.0… Söylemesi afili, hele şöyle görkemli cümleler içinde kullanılınca da insanı kompetan havasına sokuyor ama aslında “Hadi anlat bakalım nedir bu web 2.0?” sorusuna altını doldura doldura, adamakıllı yanıt verecek profesyonel sayısı bu ülkede iki elin parmakları toplamını geçmez.

Lafa neden böyle girdim hemen açıklayayım: 80’lerin modası nasıl ki vatkalar, düşük omuzlu ceketler, beyaz spor ayakkabılar gibi bir çok parçanın oluşturduğu bir bütünü temsil ediyorsa, web 2.0 da tasarımsal, teknolojik, yapısal ve sosyo-psikolojik bir çok parçadan oluşan devasa bir bütünü ifade ediyor. Bu nedenle “Siz maalesef 1.0’da kalmışsınız, tez zamanda sizi web 2.0’ın nimetlerinden yararlandırtalım, online ortamda herkesten fersah fersah öne geçin” diyenlerden koşarak uzaklaşmak gerekiyor.

Kişisel kanaatimce Web 2.0 döneminin online pazarlamaya olan en büyük etkisi, online ortamda organik bir gelişim seyreden kolektif zekâların oluşmasıdır. İrili ufaklı toplulukların oluşturduğu bu kolektif zekalar nezdinde marka algısının yönetimi, web 2.0 devrinde online pazarlamanın en önemli mücadele sahası olacaktır.


MT: Reklam verenlerin internete yaklaşımlarında son yıllarda nasıl değişimler gözleniyor?

FŞ:
Markaların internete yaklaşımlarında son yıllarda kendini gösteren en büyük değişim, önyargılı inançsızlığın kırılması bence… 2006 ve 2007 yılları işte bu nedenle online pazarlamanın Türkiye’deki büyüme hızı açısından sektörde hizmet veren ajanslara önemli bir görev yüklüyor: Bu cesareti daha da artıracak sonuçlar elde etmek! Aksi takdirde ilk sorunun yanıtında da ifade ettiğim temkin, online pazarlama alanında bizleri zorlamaya devam edecektir.


MT: Markalar ve reklam verenler Web 2.0 çağındaki gelişmelerden yeterince yararlanabiliyorlar mı? Nasıl daha iyi yararlanabilirler?

FŞ:
Bunun cevabı biraz da az önceki Web 2.0’la ilgili verdiğim yanıtla bağlantılı. Bu bir anlayış ve yaklaşım devrimidir. Bu gelişim ve dönüşümü özümsemesi, anlaması, anlamlandırması ve markalarının lehine doğru strateji ve yaratıcı çözümlerle kullanması gerekenler ise markalardan ziyade sektörün öncü ajanslarıdır bence. Yoksa online pazarlama alanında uzmanlık sahibi ajanslara gerek duyulmazdı, değil mi?


MT: You Tube’lar, Second Life’lar, podcastlar vb. yeni trendlere Türk reklamverenlerin bakış açısı nasıl? Önemlerini görmüş durumdalar mı? Bu gibi yeni uygulamalar, yeni trendleri reklamverenler nasıl kullanmalılar?

FŞ:
Bu konuda yüzeysel de olsa bir kavrayış söz konusu ama markalar ne yapacakları konusunda yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyorlar. Zaten bu bahsettiğiniz şeylerin önemini kavramak için pazarlama dâhisi olmak gerekmiyor; marka yönetimindeki profesyoneller, aktif birer internet kullanıcısı olarak bu etkiyi ister istemez hissediyorlar. Tek sıkıntıları ne yapacaklarını bilememek. YouTube bu konuda iyi bir örnek: Henüz maalesef “Haydi TV reklamımızı YouTube’a koyalım” aşamasındayız. Halbuki orası marka şapkası gösterilmeden gerilla pazarlama alanı olarak kullanılacak, apayrı bir bakış açısıyla çok daha farklı ve yaratıcı çözümler üretilecek bir alan. Bu örnekten hareketle yine aynı şeyi tekrarlamam gerekiyor: Doğru strateji ve uygulamalarla markaları ikna edecek olan bizleriz. Senelerce onları yeterince bütçe ayırmamakla, cesur olmamakla, mecraya inanmamakla itham edip durduk ama bence artık top bizde.

MT: Online ortamda yeni trendler neler? Hangi araçlar, uygulamalar kullanımlarını ve önemlerini artırıyor?

FŞ:
Yıllardır ısrarla altını çizdiğim konuyu bir kez daha tekrarlamam gerekiyor: Büyük futbol takımları birer markadır ve onları karşılıksız seven taraftarları vardır. Hangi sektörden olursa olsun tüm markalar da yaşamak için artık insanlara ‘en iyi ürün bizim ürün’ demektense, bir şekilde kendi taraftarlarını yaratmak zorundadır. Bunu gerçekleştirmek için ise tüketiciye şah damarı kadar yakın olmak, onları son derece iyi biçimde tanımak gerekir. İşte bu imkânı bize sadece online pazarlama sunuyor. Hele Web 2.0 dönüşümünün kendini kuvvetle hissettirdiği bu dönemde…

Soruya bağlarsak, mecradaki gelişmelerin markalar için hem önemli fırsatlar, hem de çok önemli tehditler getirdiğini söyleyebiliriz. Online mecrada marka yönetmek artık çok ama çok daha zor. Markaların bunu tek başlarına yapması imkânsız. Tek başlarına derken online ajanslara gönderme yapmıyorum, açıkça az evvel bahsettiğim ‘taraftarları’ kastediyorum. Markanızla ilgili Google’da bir arama yapın, ilk sayfada çıkan sonuçlardan acaba kaçı sizin kontrolünüzdeki siteleri işaret eder? Hepsini kontrol edemezsiz; ‘etmeliyim’ takıntısı da yaşamayın zaten. Online pazarlamanın yeni mücadelesi de bu: Sizi online mecrada koruyacak, marka/ürün iletişiminizi yapacak neferler yaratmak! İşte önemi artan yegâne konu budur. Bu ana amaca hitap eden, biraz önce bahsettiğim kolektif zekaya sahip sanal organizmaların damarlarında dolaşacak her türlü araç ve uygulama artık çok daha öncelikli ve önemli bence…


MT: Sizce Türkiye’deki online pazarlamada yaratıcılık ne durumda ve yaratıcı işlerin sayısında artma gözlemliyor musunuz?

FŞ:
Genel kanaatin aksine ben tıkanıklık görüyorum. Plak takıldı, birilerinin iğneyi yerinden oynatması gerekiyor. Türkiye’de önemi zaten geç kavranan araç ve yöntemler, sonunda sıklıkla kullanılır hale geldiğinde de etkisini yitiriyor. Advergame kelimesini sektörde ilk kullananlardan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki artık advergame iki yıl önceki kadar etkili bir çözüm değil. Zaten plak da burada takıldı.


Artık yaratıcılık, kullanılan araçların yaratıcı fikri ve uygulama kalitesinden ziyade proje bütününde aranmalı. Problemin çözümü için oluşturulan strateji ne kadar yaratıcı ve zekice, ona bakmak lazım. Bu açıdan bakıldığında her ne kadar sektörde yaratıcı prodüksiyonlara rastlasak da anlatmaya çalıştığım kapsamda gerçekten yaratıcı online pazarlama şaheserlerine pek rastladığımızı söyleyemem maalesef...

MT: Online pazarlama alanında yaşanılan sorunlar, çözümlenmesi gereken problemler var mı? Kimlerin neler yapması gerekiyor?

FŞ:
İş dünyasında ufak da olsa açılan online pazarlama penceresinden dışarı bakıp da yeteri kadar uzağı görememek ve bu yüzden bugünden atılması gereken adımları atmamak en genel sorun gibi görünüyor. Online deyince vizyonu internetle sınırlı tutmak da zaten bu dar bakışın neticesi. Bir ‘ağa’ bağlı her bağımsız birim ‘online’dır ve her şey, kendi kimliğine ve işlevine uygun bir biçimde bir gün mutlaka online olacaktır. Gelecekteki yayın akışı özelleştirebilir ve hane halkı profiline göre belirlenmiş reklamlar / reklam kuşaklarına sahip televizyonlar da online’dır, sürekli meteoroloji sunucusuna bağlanarak hava durumu bilgisi alan ve yağmurlu hava bilgisi aldığında sapı kızaran şemsiye de online’dır, firmware işletim yazılımını otomatik olarak upgrade eden çamaşır makinesi de online’dır, bir reklam ağına bağlı olarak dinamik şekilde yayınladığı reklamı değiştiren billboardlar da online’dır, ve saire...

İçinde bulunduğumuz zamana ve daha somut sorunlara odaklandığımızda da müşteri beklentilerinin online pazarlama yeteneği ve ulaşılan sonuçlar anlamında yeteri kadar karşılanmadığı endişesi taşıdığımı söyleyebilirim. Çünkü işin bütünü, iyi prodüksiyonlar ve hoş uygulamalardan ibaret değil. Gerek marka yöneticileri, gerek markalarla birlikte çalışan ajanslar, gerekse halihazırda kendilerini ‘interaktif ajans’ olarak tanımlayan ajanslar sathında online pazarlama bilgisinin ve bu bilgiyi markalar lehinde doğru kullanma ve kaliteli biçimde uygulama yeteneğinin yaygınlaşması tüm bu sorunları çözecektir.


MT: Bu yıl yaptığınız ve iyi sonuç aldığınız kampanyaların detaylarını ve sonuçlarını paylaşabilir misiniz?

FŞ:
2006 yılı başından bugüne kadar bir çok markamız için çeşitli amaçlarla yola çıkarak hazırladığımız pek çok kampanya gerçekleştirdik. Çoğu markamız için öncelikle daha çok insana ulaşma, ürün/hizmet iletişimi yapma ve ulaşılan kitleyi detaylı bilgileriyle birlikte kayıt altına alma hedeflerine odaklandık. Bir sonraki adım için mutlaka gerekli olan bu faz dahilinde gayet başarılı sonuçlara ulaştık. Markalarımız için gerçekleştirdiğimiz kampanyalar ile 2006 yılında (banner reklam erişimi hariç, direkt temas ile) 400 bini aşkın kişiye ulaştık ve 193.009 yeni kişiyi markalarımız için kayıt altına aldık. Bu kaydın ad, soyad ve e-posta adreslerinden de öte demografik profil ve marka özelindeki tüketim alışkanlıkları / sahiplik gibi konularda derin bilgiler içerdiğini de hatırlatalım.


18 Şubat 2007

Reklam ajanslarının karın ağrısı...

1) Her işletme, daha ucuza mâl edip daha pahalıya satmak ister. Sebep, doğal olarak, daha fazla kâr etme içgüdüsüdür.

2) Her işletme, faaliyet alanında büyümek, genişlemek ister. Sebep, doğal olarak, daha fazla para kazanma arzusudur.

3) Her işletme, kendi oyun alanında beliren tehditlere karşı hemen dişlerini gösterir. Sebep, doğal olarak, kazanacağı paranın azalması ya da daha çok kazanabilecekken kazanamama korkusudur.

...

Reklam ajansları, Osmanlı'nın gerileme döneminde yaptığı hatayı yaptı, bu hatayı fark etti ve şimdi de bu hatayı telafi etmenin yollarını arıyorlar deliler gibi.

Önceleri matbaayı kaale almadılar, şimdi ise Müteferrika olma gayreti içindeler!

Çok önemli bir tehdidi geç fark ettiler: Internet!

Olay büyüdü; dünün çocuğu, bugün taburenin ayakta kalması için gerekli ayaklardan biri oldu.

Reklam ajansı naçar... O ayağı kendi üretemiyor.

Fazla değil 4-5 sene evvel kendini yenilese, vizyonunu değiştirse sorun olmayacaktı ama bugün, maalesef, 'o ayağı' yapacak eşsiz ustalar var...

Kendilerini erken yapılandıranlar yok değil; ama hiç birinde, gerçekte olması gereken organizasyon biçimi yok. Örneklere bakalım:

TBWA - Tequila
Ogilvy - Ogilvy One
Rafineri - Trafo

...

Bu bir kaç örnek içinde Trafo'yu ayrı bir yere koymak lâzım tabi; çünkü onlar zaten az evvel bahsettiğim ayağın ustaları arasındalar. Ajansa bağımlı kalmadılar, kendi yollarında ilerleyip uzmanlaştılar. Ha, Rafineri bundan ne kadar faydalanıyor işte onu bilemem.

Her neyse, laf dağılıyor...

Reklam ajansı, markanın stratejistidir. Tüketiciyi satın almaya yaklaştırmak üzere iletişim stratejileri geliştirir, yaratıcı üretimler yapar ve uygular ya da uygulattırır.

Reklam ajansı, markanın iletişim damarlarına kan pompalayan kalptir.

Düşünün ki bir atardamar ve ona bağlı damarlar farklı bir kalpçiğin pompası altına girmiş...

Bu 'kalpçik'in tüm dolaşım sistemine uyumu falan apayrı hikâyeler, onları şimdilik geçiyoruz. Mühim olan şu: Asıl 'kalp' bundan ne kadar memnun olur acaba?

Ha, bu davetsiz misafir olmasa da bazı damarlar oksijensiz kalacak, ölecek, kuruyacak...Peki ne yapmak lâzım?

İki çare var:

a) Asıl kalbin bu ikinci kalbi kabullenmesi ve onunla birlikte, uyumla hareket etmesi

b) Asıl kalbin, her damara kan basacak yeteneğe kavuşması

Yazımın başındaki 2. madde yanıtı veriyor... Ajansların işine gelen yegâne yanıt 'b'

Peki bu yanlış mı? Her ne kadar reklam ajansları meclisinden olmasan da yine de söylemek zorundayım ki, hayır!

Kritik başarı faktörleri şunlar: Doğru organizasyon yapılanması ve doğru istihdam.

Yeni nesil reklam ve pazarlama iletişimi camiasında elle tutulur kaç tecrübeli, yaratıcı ve 'know-how' kumkuması insan var?

Ben saydım, iki elin parmaklarını geçmiyor...

Mütevazılığı bıraktığımı aylar evvel söylemiştim; biri benim; evet...

Hâlâ aynı hatalar yapılıyor.

Bunlardan birini istihdam etmek bile reklam ajanslarının derdini çözmüyor. Çünkü takım yoksa oyuncu hiçtir.

Reklam ajansları kendilerine bakmalı, şöyle bir silkelenip ne yapacaklarına karar vermeli. Çünkü bu, "video prodüksiyonları / below-the-line işleri / web sitelerini de buraya yaptırırız" diye kurulan yan şirketlerle olacak iş değil.

Bu bir vizyon değişikliği.

Bu bir yatırım.

Bu gerekli.

Emin olun bunu her ajans yapamayacak ve online pazarlama konusunda uzman ajanslar her zaman para kazanmaya ve iş yapmaya devam edecek. Ama az evvel bahsettiğim kapsamda değişimini sindirerek tamamlayan reklam ajansları ise çok ama çok daha fazla büyüyecek.

Yazımın başlığında 'karın ağrısı' demiştim. Bunu derken asıl temas edeceğim husus şuydu: İşte tüm bu anlattıklarım düşünülürse, bugün, ikinci bir kalpçiğe mecburen 'he' demek zorunda olan ajanslar, iş hayatında interaktif ajanslara karşı inanılmaz derecede çirkefleşebiliyor ve etik sınırları aşabiliyorlar.

Niye? Çünkü derin bir atalet denizinde boğulmak üzereler.

Tek bir diyeceğim var bu şekilde davranan ajanslara ve onların 'büyük dağları yaratan' başkanlarına: Siz de birer markasınız. "Terzi kendi söküğünü dikemez" deyişini hatırlayın ve yalanlayın.

Yoksa daha çoook agresifleşirsiniz...

10 Şubat 2007

Internal Server Error

Service is not available at the moment, please try again soon.

;)

18 Ocak 2007

Bilgi güvenliği endişesini ortadan kaldıran sır!

Akıllı pazarlama profesyonelleri için altından daha değerli şey nedir?

Hedef kitleye dair detaylı bilgi!

Ürün ve hizmetlerini satmak istedikleri kitleyi daha yakından tanımayı ve pazarlama stratejilerini de bu bilgiler üzerine inşa etmeyi doğru yol olarak kabullen her pazarlama profesyoneli, söz konusu bilgileri edinmek için çeşitli yollar dener. Şimdiki haberimiz bu yollardan birini anlatmıyor; tüketicilerin bilgilerini paylaşma noktasındaki endişelerinin ne yönde seyrettiğine dair ilginç bir haber var şimdi:

ABD kaynaklı bir araştırmaya göre internet kullanıcıları, özellikle kişiselleştirme odaklı fayda sunan online fonsiyonları kullanırken güvenlik endişelerini daha az hissediyormuş. Enid Burns'ün ChoiceStream tarafından hazırlanan raporla ilgili haberinde, kişisel faydalar sağlama ve önemli özelleştirme imkânları sunma şartıyla online platformların bazı demografik bilgiler toplamasından, internet kullanım alışkanlıklarını takip etmesinden rahatsız olmayanların oranının geçen yıla oranla yüzde 34 arttığı belirtilmiş.

Hülâsa;

"Beni al" diye bağırma. Deneyim yaşat ve fayda sun.

17 Ocak 2007

Bir gün her şey 'online' olacak!

Google, fiziksel reklam mecralarına da el atacakmış! Ben söyleyenlerin yalancısıyım; orijinal haberi buradan okuyabilirsiniz.

Google'ın patent başvurusunda bulunduğu internete bağlı akıllı billboard sistemi, halihazırda kullanılan AdSense benzeri bir mantıkla işletilecek ve billboard'lara yakın mağazaların reklamlarını, anlık değişebilecek içerik ve görsellerle, dinamik olarak yapacakmış.

Reklam ve pazarlama dünyasını önümüzdeki 10 yılda gerçekten çok büyük gelişmeler bekliyor...

14 Ocak 2007

Beko, YouTube ve TBWA...

Milliyet'in sitesinde rutin gezintimi yaparken bir haber doğal olarak gözüme çarptı: "Beko yeni reklamını önce You Tube'da yayımladı"


Nevin Donat tarafından hazırlanan haber özetle şu: TBWA, haftaya kanallara verilecek TVC'yi önce YouTube'a upload etmiş. Bu, Türkiye'de ilk defa bir tanıtım kampanyasının YouTube'dan başlamasıymış.


Hmm...

Önce link vermeden haberin tamamını, tek bir müdahalede bulunmadan buraya yapıştırayım dedim ama sağ olsunlar tüm portaller ucuz işgücüne sarıldıkları için bu haberleri yayına alanlar da özensiz şekilde metni duvar gibi dayamışlar. Küçük alıntılarla idare edelim.

TBWA Başkan Yardımcısı Ahmet Akın demiş ki: "Biz ajans ve Beko olarak internetin öneminin farkındayız. Geleceğin en önemli mecrasına öncelik vermek istedik."

Eklemiş: "Dünyada herkes You Tube'u konuşuyor. Çok hızlı, güçlü bir platform. Oraya yüklenen her mesaj başka hiçbir mecranın yayamadığı güçte. Bu güçten yararlanmak istedik. İlan vermediğimiz halde reklamı şimdiden bir günde 900 kişi izledi."

Hmmmm...

Entegre İletişim?
Düşüncelerim Beko, TBWA ve Sayın Akın'dan bağımsızdır, sadece beni tetiklediler, teşekkür ederim. Lütfen bu noktadan sonra söyleyeceklerimi bu kurumlar ya da kişiler üstlerine alınmasın.


Amiral gemisi TVC olan dönemsel reklam çalışmalarında, doğal olarak, aynı paralelde diğer mecralar da kullanılmalı; bunu hep söylüyoruz, artık herkes (umarım) biliyor. Yine de bir kez daha kabaca tekrar edelim:

- Hedef kitlenin dört bir yanını saracak şekilde mecralar seçilir.
- Tüm mecralarda aynı mesaj, aynı yaratıcı konsept çerçevesinde, birbirlerine paralel olarak hedef kitleye ulaştırılır.
- Mesajlar, yayımlandıkları mecraların dinamiklerine göre şekillendirilir.

Söyleyeceklerim de üçüncü maddeyle ilgili zaten.

YouTube'a reklam filmi koymak faydasız
Çekilen bir reklam filminin önce YouTube'a konulması, birazdan değineceğim istisnalar dışında entegre iletişimin internet cephesinde son derece faydasız ve önemsiz bir hamledir. Önce bu istisnalara değinelim de aradan çıksınlar.

Ancak şöyle bir TVC'nin önce YouTube'a konulması faydalı olabilir:

İstisna 1) Kitleler tarafından merakla beklenen ve/veya her halukarda çok büyük ilgi görecek bir reklam filmi. (Örn. Cem Yılmaz'ın yeni reklam filmi)

İstisna 2) Eşine ender rastlanan, "oha, çok güzelmiş, helal olsun be!" dedirtecek reklam filmleri. (Örn. Forward manyaklarınca senelerdir gönderilen tarzda reklamlar)

Şimdi de bu hamleye neden faydasız dediğimi açıklayayım:

1) YouTube, formu itibariyle, TV'den aldıkları klasik reklam mesajlarından sıkılan kitlelerin mecrasıdır.
2) Yukarıdaki istisnalar arasında da bile olsa bir TVC, eğer bir "zamanlar üstü bir viral başyapıt" değilse, TV'de yayınladıktan sonra YouTube'da ölür.
3) TV için yapılmış bir reklam filminin, özel bir tanıtım çalışması yapılmaksızın online ortamda büyük ilgi görmesi ve hatta fark edilmesi ihtimali neredeyse imkânsıza yakındır.

Peki, marka iletişimi ve reklam için YouTube'da neler yapılabilir? Bir kaç tespit daha yaparsak yanıt kendiliğinden ortaya çıkacak:

- YouTube, sektörümüz için bir "underground" iletişim mecrasıdır.
- Bu mecra, pazarlama jargonundaki "gerilla" ve "viral" terimlerinin en yakın dostlarından biridir.

Ha, Beko için yapılan bu hareketin bir zararı var mı? Tabi ki hayır. Bunun haber olacak kadar devrimsel bir hareket olmadığını düşünmekle beraber konuyla ilgili diğer sıkıntım, bir reklamcının "internete öncelik verdik" diyerek attığı adımın, reklam filmini internete upload etmesiyle sınırlı kalması...

Eminim bunun çok da mühim olmadığını reklam yaratıcıları da biliyor. Onlar biliyor, biliyor da umarım reklam verenler kampanyalarda internetin kullanılma biçiminin bu olduğu yanılgısına düşmezler...

Son bir-iki ekleme yapmadan edemeyeceğim: Beko 35 cm. reklam filmi özeline geri dönecek olursak, bu videonun YouTube'a konulması hadisesinin çeşitli yerlerde haber olması, zaten ajans tarafından geliştirilen stratejinin bir parçası; tanıtımın âlâsı... Bilinçli, planlı... İşte bu yüzden de videonun görüntülenme sayısı şu anda 4 bini geçmiş. Kutlarım...

Not: Nasıl bir evmiş ki o daracık bir WC'si ama metrelerce uzunlukta, L biçiminde bir koridoru var :)

07 Ocak 2007

E-posta veritabanınızı silin!

Pazarlama danışmanı Bryan Eisenberg'den dikkat çekici bir yaklaşım...

Peki bu uzman, gerçekten ne diyor? İlk ağızdan öğrenmek için buradan buyrun ve "Delete your e-mail list" başlıklı makalenin orijinalini okuyun. (İngilizce gerektirir)

"Benim her hafta/ay e-bülten gönderdiğim bilmem kaç bin kişi var" diyen meslektaşlara duyurulur...

06 Ocak 2007

Lastik Kartvizit :)

Bakın adamlar ne yapmış? Lastik kartvizit... Çekip esnetmedikçe yazanları okuyamıyorsunuz. Gayet yaratıcı ve farklı bir fikir. Tebrik ediyoruz...

Tebrikler Akbank'a ve ajansına...

Tutarlılık ve devamlılık için kendinizi tekrar etmeniz önerilmez ama çok beğenilmiş bir fikri ve uygulamasını biraz daha geliştirerek devam ettirebilir, hedef kitlenin doyum eğrisi tepeye ulaşana kadar her ne yapageliyorduysanız aynı yönde devam edebilirsiniz.

Bunun en güzel güncel örneği Akbank reklâmları...

Eski seriden daha da etkileyici, mesajını naif ve mütevazı biçimde veriyor. "Vay be!" dedirtiyor, takdir uyandırıyor.

Bir reklâmveren daha ne ister ki?

Akbank'ı da, ajansını da, prodüksiyonda emeği olan tüm çalışanları da kutluyorum canıgönülden...

Prens "içerik" nihayet kral oluyor...

İnternet uzayında küçücük bir gezegen olan şu naçar blogu ziyaret edenlerin nerelerden ve nasıl geldiklerine baktıkça bir kez daha anladım ki "içerik" denen şey nihayet kral oluyor...

Google devrimini kimse azımsayamaz! Çünkü Google, daha önce hiç olmadığı kadar bizi 'aradığımıza' odakladı ve o korkunç büyüklükteki İnternet uzayında bizi aradığımız içerikle kolaylıkla buluşturdu.


İnternette kim daha büyük?

Cevap basit: Bilgi, deneyim ve paylaşım neredeyse, orası büyük!

Bakınız Google o kadar içerik odaklı sonuçlar üretiyor ki, aradığınızı bulduğunuz yerler daha önce hiç görmediğiniz, bilmediğiniz yerler olabiliyor çoğunlukla...


Bu blogtan bir kaç örnek... İşte son 50 ziyaretçimden bazılarını buraya ulaştıran Google sorgulamaları:


(noktasına dokunmadan)


turkcell le ilgili reklam

makale iletişim

turkcell logosunu yok etme

algı yönetimi

sütü seven kamyoncu ekşi sözlük

türkcell le bağlan hayata reklam müziği

kurumsal pazarlama onemi

şirket yönetimi makale

Sırf bu sorgulamalar içinde üç tanesi arama sonunda birinci adres olarak burayı işaret ediyor...

Bloglar yüzyılımızın en önemli iletişim silahlarından biri oldukları kadar, aynı zamanda marka yöneticileri için kontrol altında tutulması neredeyse imkânsız birer saatli bomba durumundalar. Bir markayla ilgili bir şey arıyorsunuz, o markanın kontrolünde bir site neredeyse arama listesinde yok, ilk sonuçlar ise ya bloglar, ya forumlar ya da Ekşi Sözlük gibi platformlar.

İşin önemli bir diğer yanı da, ziyaretçilerin zaten bu tür platformlardaki özgür fikir, bilgi ve deneyimleri tercih ve talep ediyor olması. Yeni nesil arama harikası Google'ın da motivasyonuyla artık gerçekten de parası olanın değil, ilgili içeriğe sahip olanın kral olduğu bir İnternet uzayıyla karşı karşıyayız.

Sektöre de, bu değişen koşullarda durumu lehte kullanmak üzere yeni mesleki bilgiler üretme görevi düşüyor.

Şu anki savunma ve baskın atak silahı Gerilla Pazarlama:

- Kılık değiştir ve aralarına karış

- İstediğin yönde provoke et

Gerilla savaşı süründürür, büyük bir orduya karşı zafer kazandırmaz. Şükür ki şu anda pazarlamacıların karşısında organize bir ordu yok henüz. Şartlar eşit. Ancak yeni pazarlama teorileri üretmeye başladık bile...

Önümüzdeki yıllar ise çok daha zor olacak, emin olun!


Ee, ne diyorduk, içerik kral oluyor değil mi? Demek ki markaların altını - üstünü - sağını - solunu donatma, muharebe cephesini markadan uzakta tutma vaktidir.

Daha açık ve net know-how için lütfen profesyonellere danışın. Her aradığınızı bloglarda bulursanız biz işsiz kalırız değil mi ama?